Hayatyolcusu

Ey Oruç, Tut Beni…

Haziran 24, 2009 · Yorum Yapın

 

Hoş geldin ey suskun sevgilim;

Tut sözünü; sus. Mühürle dudağımı, sesimi tut, lâl eyle çığlıklarımı. Nahoş avazların uçurumlarından çek dilimi. Yalanların kuyularından çekip çıkar nefeslerimi. Göklü söz ağaçlarının bengisuyuna kat hecelerimi.

Hoş geldin ey yüzü gamzelim;

Bakışının menzilinde tut gözlerimi. Tir-i müjgan dokunuşlarınla delik deşik et kibrimi. Göremeyip de seni, gösteremeyip de yanımda yöremde, görür gibi huzurunda tut çaresiz yetimliğimi.

Hoş geldin ay yüzlüm benim;

Tut saçlarımın kakülünden, kaldır yüzümü yerden. Utancımı tebessümünün kıvrımlarına dola, yut. Pişmanlığımı gül yanağının yamaçlarına sar, uyut. Dağıt neşemin saçlarını, hüznün tenine yasla umarsızlığımı.

Hoş geldin ey hesapsız sevincim;

Tut elimi. Avuçlarında tut uzanamadığım uçurum çiçeklerimi. Geri ver uzak dal uçlarına terk ettiğim huzur meyvelerimi. Tut Ferhad’ımın elinden, şirin vuslatların köyüne taşı yüreğimi. Tut Züleyha’mın elini, önü/ardı yırtık gömleklerin kuyusuna zindanına düşürme nefsimi.

Hoş geldin ey ruh ikizim;

Tut, ardında tutulduğum aynalara tut yüzümü… Tut ki aynalarda avuntu bulamayan, bakışlarında kendini tanımayan, özlediğinde kendine varamayan, yüzünü yakmış bir hastayım. Gözbebeğinde tut beni. Ayıplamadan, tiksinmeden bakışının ışığından yüz ver bana. Tut ki resimli el ilanları asılmış bir kayıp çocuğum; duvar diplerine asılı umarsız bakışların kovduğu bir lüzumsuzum. Tut kolumdan, ardın sıra sürükle, yuvama götür. Tut ki mürekkebin hiç hatırını sormadığı yırtık bir kâğıt, kalemin hiç içmeyeceği unutulmuş bir sözüm. Aklında tut beni; diline dola, dudağına değdir, cümlede kullan, tut bir şiire kafiye eyle beni. Tut ki üzerindeki rakamları ciddiye alınmayan kalp parayım. Elinde tut, say beni, inci mercana sat beni. Işığa tut yüzümü; sahih kıl beni.

Hoş geldin ey son tesellim;

Göz yaşımı yanağında tut, taç yapraklarına taşı ağlayışımı. Şehvetin kirinden sıyır, tenin tozundan ayıkla kalbimi.

Hoş geldin ey kalbimin göğü;

Tut kanatlarımdan, rahmete yapıştır teleklerimi, yücelere yükselt bedenimi. Yağmurları tut sakla hüznümün bulutlarında.

Hoş geldin ey bin bahar neşesi;

Tut elimden sımsıcak, karanfillerin kûyuna götür beni, güllerin suyuna kat demimi, demkeş eyle gönlünün pervazına kalbimi.

Hoş geldin ey ışıltılı libasım;

Tut yakamdan, giy beni, giyindir beni, ört bencilliğimi, üşümeye terk etme bendeni. Omuzlarıma sarıl şal gibi, rızana razı eyle beni.

Hoş geldin ey kan davalım;

Tutki yakamdan, tutukla beni, yetimlerin yüzüne çalıp pare pare eyle cimriliğimi. Bağla ayağımı yokluklara gitmekten. Bileklerimi kelepçele, yasakla ellerime biriktirmeyi..

Hoş geldin ey açlığım;

Tut ve at sahte doymuşluklarımı, teni üzerimden sıyırıp ruhun semâsına savur beni. Çıplak bırak cümle duyarsızlıklardan. Yırt at yüreğimdeki yalancı tesellileri.

Hoş geldin ey sırdaşım;

Tut beni, sobele. Saklandığım yerde bul beni. Şehrayinlere kat. Gizlice kaçır evden. Mahyaların ışığına kat gözlerimi. Kandillerin fısıltılarını lerzan gönüllere karıştır. Kanlıyı hunrîz ile barıştır ki ihanetler yatışsın, nefretler sönsün, yalnızlıklar sussun…

Hoş geldin ey gam telim;

Tut getir o mahur besteleri. Notaların ahengine böl kırgınlıklarımı. Şarkı eyle, ezberinde tut kırık sözlerimi. Mızrabının ucunda titretiver yüreğimi, aşka sürgün et kelimelerimi, göklü salkımından emzir kuşluk vaktimin ümitlerini.

Hoş geldin ey güz yağmurum;

Sağanağına tut bu çorak gönlü. Seline kat yangınlarımı. Damla damla denize at kanayan yanlarımı. İçimde uyuyan tohumları uyandır, baharlara taşı yüreğimi. Hüznümün sarı yapraklarını toprağa kat.

Hoş geldin ey orucum;

Acıktım sana; sofrana oturt beni.
Acıttım içimi; göğsünde avut beni.
Aktım sana; damla damla yut beni.
Aldandım sahte ışıklara; beşiğinde uyut beni.
Ağular içtim bal kâselerinden; döşeğinde sağalt beni.
Azaldım nisyanlar içinde; gözlerinde çoğalt beni.
Ağına düştüm isyanların; tut elimi, doğrult beni.
Ağzına düştüm yalanların; tut dilimi, doğruda tut beni.
Ayartısına kandım anlık sevdaların; tut gözlerimi, körelt beni.
Arı duru kalamadım, bulandım; el üstünde tut pişmanlıklarımı, durult beni.
Tut beni.

Dr. Senai Demirci

→ Leave a CommentKategoriler: Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam

Namaz Insani Kilar…

Haziran 24, 2009 · Yorum Yapın

ZAMAN puslu bir nehir gibi akıyor içinden. Kıyılarını bilmiyorsun. Nerede başladığını bilmiyorsun. Nerede bittiğini bilmiyorsun. Hangi yöne aktığını bilmiyorsun nehrin. Sadece akıyor, sadece akıyor. Çağıltısını duyuyorsun sadece. Yatağına kırgın gibi; bazen taşıyor, bazen duruluyor, bazen çekiliyor. Kimse kenarında kalmıyor bu nehrin; seni de içine çekiyor, sevdiklerini göğsüne alıyor, sevdalarını sürükleyip uzak denizlere döküyor. İçine kıvrılıyor gibi zaman. Göğsüne sokulup aşklarına dokunuyor, acılarını dokuyor. Aklında hesapları yarım bırakıyor, kalbinde yaralar açıyor, tenini dağlıyor. Hüsran içinde hüsran büyütüyor. Hayâl köprülerinin altından geçiyor. Taştan hatıralarını okşuyor. Kıvrım kıvrım içinden akıyor. Sana dokunuyor zaman. Seninle tükeniyor. İçinde kıvranıyor zaman. Seninle tükeniyor. Yağmur sularına hasret kumlar gibi kuruyor, eriyor. Bozuk saatlere aldanıyor. Şarkı sözlerine dolanıyor. Hülyâların göğsüne kanıyor. Yalancı şafaklarla oyalanıyor. Akşamları göllerde dinleniyor. Öğle vakitleri koşturuyor. Şehirlerin telaşında eriyor. Anlamsız duvarlara gölge olup sokuluyor. Düşen yaprakla sırdaş olup dertleniyor. İçinde ağlıyor zaman. İçinde kıvranıyor. İşte sabah. Lâl dudaklı bir sevgili zaman. Alnından öpüyor her şafak. Gözlerini açtığın yerde buluyorsun kendini. İşte bir kez daha varsın. Var edilmişsin. Uykunun çatlaklarından sızıyor gibi nehir. Elinden tutuyor; taze bir güne yolcu ediyor seni Sevgili. Kendini unuttuğun yerde yeniden hatırlanıyorsun. Kendini unutturduğun demde yeniden insan oluyorsun. Uyanıyorsun. Uyanıyorsun. Göz kapaklarını açmaktan fazlasını yapıyorsun. Anla ki sen kendine ait değilsin. Bir göz kapağının ardında yitebilirsin. Gecenin koynunda sevdiklerinden kopabilirsin. Zaman nehri ayırabilir teni tenden, canı bedenden. Pek zayıfsın. Pek kolay inciniyorsun. Seni yaralayan ne çok şey var. Kanadı kırık kuşlar önce senin kanadını kırıyor. Hüznün için bin bir bahane var. Uçurumlar önce seni yutuyor; hep dağların ardına savruluyorsun. Kerem seni arıyor, aslı sana özeniyor. Leylâ çölde seni arıyor; Mecnûn sana ağlıyor. Zaman seni senden alıyor. Sürekli uçurumlar açıyor göğsüne. Yangınlar sunuyor göğsüne. Dağlar dağlardan uzaklaşıyor. Kalplerden kalplere çöller büyüyor. Elin bir şeye yetişmiyor; parmaklarının arasından dökülüyor an. Ömrün sevdalarına yetmiyor; batan şeyleri sevmiyorsun, sevemiyorsun. Sabrın kıl kadar; günü akşam edemiyor, akşamı sabaha yetiştirmiyor. Vakit sabah. Gün seni bekliyor. Yüklerin ağırlaşacak. Belin bükülecek. Dünya seni çağırıyor. Ömrün azalacak. Zaman tenini yoklayacak. Ruhun sıkılacak. Şimdi, şu halde, elini eline veren, güneşi sana gönderen, yağmurları alnına değdiren sonsuz kudret sahibine hâlini arz etmeyecek misin? Şimdi şu halde, en ince dertlerini bilen, belli belirsiz fısıltılarını işiten, içinin de içini bilen sonsuz rahmet sahibinin huzuruna varıp içini dökmeyecek misin? Bak seni bekliyor sevgilin. Yangınını ona sunsan, bütün yangınlar söner, ayrılıklara yol bulunur. Gözlerini ona aç, bir de onunla yan. Alnına serinliğini dokundur. Yaralarını onun yanında kanat. Onunla ağla. Ağla ki göz yaşlarına tek tanık olsun. Sevdalarını onun başucuna topla. Aşklarını çoğalt alnında. Ağla. Kanayan kalbinden sızılar vursun yüzüne. Ellerin sevgilinin yüzüne koşsun. Dağ dağa kavuşsun. Çöller çöllerde kurusun. Yüzler yüzlere baksın. Sular sularda boğulsun. Yüzün sevdiğinin yüzünde kalsın. Ağla. Ağla ki zaman sana kalsın. Zaman içinde kıvrım kıvrım yol olsun. Sonsuzluğa uzansın. Ağla.. Sevgiline koş. Gecenin örtüsü dağılsın. Şafağın saçları çözülsün. Gönlünü rüzgâr alsın. Bütün küsmeler küsüşsün, yalnız kalsın. Kavga kavgaya tutuşsun; kalbinden vurulsun. Hüzün hüzne bölünsün; azalsın, sıfırlansın. Ağla. Ağla ki gurbet gurbeti gurbete göndersin. Ağla ki gözünün yaşı ırmağa karışsın. İşte sabah. Zamanın nehri göğsüne sokuluyor. Anlamını sende arıyor. Yüzünü yüzünün ayinesinde seyrediyor. Alnına Rabbin ışıklar dokunduruyor. İşte seccaden. Alnını öpmeye geliyor. Secdeler seni uçurumlardan uçuruyor, Sevgili’nin diyarına taşıyor. Lâl dudaklı bir sevgili yolunu gözlüyor. Zaman seni sensiz kılıyor. Namaz seni sen kılıyor. Namaz insanı insan kılıyor. “Namaz insanı kılıyor.”

Dr. Senai Demirci

→ Leave a CommentKategoriler: Namaz

Halil Koçak ve Ajda Pekkan – Nikah (Düet 2009)

Haziran 18, 2009 · 1 Yorum

→ 1 YorumKategoriler: Videolar

Ajda Pekkan – Resim 2009 Albümünden

Haziran 18, 2009 · 1 Yorum

→ 1 YorumKategoriler: Videolar

Fransa 1 – Türkiye 0

Haziran 6, 2009 · Yorum Yapın

Fransa’nın Lyon kentinde yapılan özel milli maçta Fransa, Türkiye’yi 1-0 yendi.
Fransa ile hazırlık maçında karşı karşıya gelen milli takımımız, 53 dakika 10 kişi oynadığı müsabakada iyi oynamasına karşın rakibine 1-0 mağlup olmaktan kurtulmadı.
Karşılaşma boyunca çok iyi bir mücadele sahaya yansıtan millilerimiz Fransa’ya 37. dakikda  Benzema’nın penaltıdan attığı golle mağlup oldu. Kalecimiz Volkan ile bir pozisyonda anlaşmazlığa düşen İbrahim Üzülmez son adam olarak eski Fenerbahçeli Anelka’yı yere düşürünce hakem tarafından kırmızı kartla cezalandırıldı.

İLK YARI

İlk yarı Fransa’nın 1-0 üstünlüğü ile sona erdi.

Fransa ile deplasmanda özel maçta karşı karşıya gelen A Milli Takımımız karşılaşmanın ilk yarısını Benzeman’ın penaltıdan attığı golle 1 – 0 yenik kapattı. Fransa’nın Lyon şehrindeki karşılaşmada İbrahim Üzülmez’in bir anlık hatasından doğan ve Anelka’nın yerde kalmasının ardından penaltıdan yediği golle hem 1 – 0 geriye düştü hem de 10 kişi kaldı.

22. dakikada gelişen ani Fransa atağında Anelka, İbrahim Üzülmez’i çalımlayarak ceza alanına girdi sağ çaprazdan sert vurdu ancak meşin yuvarlak yan ağlarda kaldı.

31. dakikada gelişen ani Fransa atağında Anelka, defansın arkasına atılan topta meşin yuvarlağı kontrol etti, kaleci Volkan ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda vuruşunu yaptı ancak topu auta gitti.

34. dakikada Mevlüt, ceza alanı önünde kafa pasıyla topu Tuncay’a aktardı. Bu futbolcunun pasında ceza alanında topla buluşan Arda’nın vuruşunda, meşin yuvarlak yandan az farkla auta çıktı.

35. dakikada Arda ve Tuncay sol kanattan paslarla rakip ceza alanına kadar geldiler. Arda topu altı pas önündeki Mevlüt’e kazandırdı. Mevlüt kaleciyle karşı karya kaldığı pozisyonda vuruşunu yaptı ama Lloris gole izin vermedi.

39. dakikada Fransa penaltı golüyle öne geçti. Bu dakikada defansın arkasına atılan topta İbrahim Üzülmez ile kaleci Volkan’ın arasındaki anlaşmazlıktan yararlanarak topla buluşan Anelka, ceza alanında İbrahim Üzülmez tarafından düşürülünce, hakem penaltı noktasını gösterdi. İbrahim Üzülmez de, kırmızı kart görerek oyun dışında kaldı.

Aynı dakikada kazanılan penaltı atışını kullanan Benzema, topu kaleci Volkan Demirel’in sağından ağlara gönderdi. Volkan Demirel’in parmaklarının ucuna da çarpan top gol oldu: 1 – 0.

44. dakikada gelişen Türkiye’nin atağında Hakan Balta sol kanattan ceza sahasına topu gönderdi, kaleci Lloris çıkarak Tuncay’dan önce altıpas önünde topu kontrol etti ve gole izin vermedi.

Kalan dakikalar başka gol getirmeyince, maçın ilk yarısını Fransa Benzema’nın penaltıdan attığı golle 1 – 0 önde tamamladı.

İKİNCİ YARI

48. dakikada Anelka’nın ceza alanı dışından çektiği sert şutta, top yandan auta gitti.

55. dakikada Arda’nın pasıyla ceza alanı dışında topla buluşan Hakan’ın şutunda, meşin yuvarlak üstten auta çıktı.
62. dakikada gelişen Fransa atağında Gignac’ın pasıyla bir anda Volkan ile karşı karşıya kalan Ribery’nin vuruşunda, kaleci Volkan ayaklarıyla müdahale ederek topu kornere çeldi.

67. dakikada ceza alanında topla buluşan Gignac’ın şutunda, savunmaya çarparak havalanan topu kaleci Volkan kontrol etti.

75. dakikada Sagna’nın sol taraftan ortaladığı topa altıpas üzerinden Ribery’nin vuruşunda, kaleci Volkan son anda meşin yuvarlağı çeldi.

76. dakikada Sercan’ın pasıyla ceza alanında topla buluşan Arda’nın vuruşunda, savunmaya çarparak kaleye giden meşin yuvarlağı kaleci Lloris son anda uzaklaştırdı.

80. dakikada sahaya atılan yabancı maddeler nedeniyle hakem Manuel Grafe oyunu durdurdu. Antrenör Metin Tekin ve futbolcular, olayların yaşandığı tribünlere giderek taraftarları sakinleştirmeye çalıştı. Olayların yatışmasının ardından Alman hakem karşılaşmayı yeniden başlattı.

86. dakikada Gourcuff’un serbest atıştan kaleye gönderdiği sert şutta, kaleci Volkan topu tokatlayarak kornere gönderdi.

90 artı 2. dakikada ceza alanında kaleci Volkan ile karşı karşıya kalan Govou’nun şutunda, yan direğe çarpan top oyun alanına geri döndü.

Karşılaşmayı Fransa 1-0 kazandı.

Stat: Gerland

Hakemler: Manuel Grafe xx, Felix Zwayer xx, Markus Hacker xx (Almanya)

Gol: Dk. 39 Benzema (penaltıdan) (Fransa)

Kırmızı Kart: Dk. 37 İbrahim Üzülmez (Türkiye)

Alinti “Spor’da Bügün”

→ Leave a CommentKategoriler: 2010 Dünya Kupasi · Futbol · Milli takim · Spor · Türkiye

Ibrahim Tatlises – Kolbasti 2009

Haziran 5, 2009 · Yorum Yapın

→ Leave a CommentKategoriler: Videolar

Fransa – Türkiye: hazirlik maçi

Haziran 5, 2009 · Yorum Yapın

A  Milli Futbol Takımımız hazırlık çalışmalarına devam ediyor. Hazırlık programı şöyle; 2 Haziran Salı günü Kayseri’de Azerbaycan’la yapılacak maçtan sonra hazırlık çalışmalarına Fransa’da devam edilecek millilerimiz. 5 Haziran Cuma günü de Lyon’da Fransa ile bir hazırlık maçı daha yapacak. Bu maç  5 Haziran Cuma 21.00 TRT1′den canlı olarak yayınlanacak.

 Milli Futbol Takımı, 5 Haziran Cuma günü Fransa ile Lyon kentinde yapacağı özel karşılaşma için 3 Haziran Çarşamba günü bu ülkeye gidecek.

Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim’in, 4 Haziran Perşembe günü karşılaşmanın oynanacağı Stade de Gerland’da saat 19.45′de basın toplantısı düzenleyeceği, Milli Takım’ın da son çalışmasını saat 20.30′da Tola Volage’da gerçekleştireceği açıklandı.

Stade de Gerland’da saat 22.00′de yapılacak Fransa-Türkiye özel karşılaşmasını Almanya Futbol Federasyonu’ndan Manuel Grafe’nin yöneteceği, Grafe’nin yardımcılıklarını Felix Zwayer ile Markus Hacker’in yapacağı, dördüncü hakemin ise Nicolas Boillin olacağı belirtildi.

Millilerimize başarılar..

alinti

→ Leave a CommentKategoriler: 2010 Dünya Kupasi · Futbol · Milli takim · Türkiye

Sinan Yilmaz – Hoptek Kolbasti

Mayıs 28, 2009 · Yorum Yapın

→ Leave a CommentKategoriler: Videolar

Gülben Ergen & Oguzhan Koç “Düet” – Giden Günlerim Oldu 2009

Mayıs 27, 2009 · Yorum Yapın

→ Leave a CommentKategoriler: Videolar

Hersey Zamaninda Yapilmali!

Mayıs 22, 2009 · Yorum Yapın

 

One__by_TimelessImages

Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: ‘Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılırmı?’ Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı. Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep… namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, “Yine geciktirdim namazı.” dedi kendi kendine. Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi. “Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana.” dedi. Çok seviyordu onu… Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki… hicabından renkten renge girerdi. O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. “Ne kadar da yorulmuşum.” dedi. Daldı gitti öylece…. Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti. Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. “Benim ismimi mi okudunuz?” dedi dudakları titreyerek….. Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden….” Şükürler olsun ” dedi, kendi kendine ve devam etti; ” Gözlerimi dünyaya açtım, Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah’ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım. “Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, “Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum.” Diyordu. Ama bir yandan da “O’nun için ne yapsam az, Cennet’i kazanmama yetmez.” Diye düşünüyordu.Tek sığınağı Allah’ın rahmetiydi. Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti. Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı.” Olamaaaazzzz” diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. “Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım.” Diyordu. Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem’e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü..”Hizmetlerim… Oruçlarım…. Okuduğum Kur’anlar… Namazım… Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?” diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı. Resülullah, “Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler.” Buyuruyordu. “Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?” diye düşünüyordu. “Namazlarım… Namazlarım… Namazlarım.” diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. “Siz de kimsiniz ?” dedi. İhtiyar gülümsedi: ” Ben senin namazlarınım.” “Neden bu kadar geç kaldınız ? Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum\”dedi…. İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı; ” Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı? Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu.Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu. [ Ya kılmayanlar..!?] alinti

→ Leave a CommentKategoriler: Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam