Hayatyolcusu

Mayıs 2009 adresinden yazılar

Sinan Yilmaz – Hoptek Kolbasti

Mayıs 28, 2009 · Yorum Yapın

Kategoriler: Videolar

Gülben Ergen & Oguzhan Koç “Düet” – Giden Günlerim Oldu 2009

Mayıs 27, 2009 · Yorum Yapın

Kategoriler: Videolar

Hersey Zamaninda Yapilmali!

Mayıs 22, 2009 · Yorum Yapın

 

One__by_TimelessImages

Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: ‘Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılırmı?’ Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı. Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep… namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, “Yine geciktirdim namazı.” dedi kendi kendine. Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi. “Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana.” dedi. Çok seviyordu onu… Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki… hicabından renkten renge girerdi. O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. “Ne kadar da yorulmuşum.” dedi. Daldı gitti öylece…. Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti. Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. “Benim ismimi mi okudunuz?” dedi dudakları titreyerek….. Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden….” Şükürler olsun ” dedi, kendi kendine ve devam etti; ” Gözlerimi dünyaya açtım, Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah’ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım. “Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, “Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum.” Diyordu. Ama bir yandan da “O’nun için ne yapsam az, Cennet’i kazanmama yetmez.” Diye düşünüyordu.Tek sığınağı Allah’ın rahmetiydi. Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti. Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı.” Olamaaaazzzz” diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. “Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım.” Diyordu. Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem’e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü..”Hizmetlerim… Oruçlarım…. Okuduğum Kur’anlar… Namazım… Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?” diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı. Resülullah, “Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler.” Buyuruyordu. “Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?” diye düşünüyordu. “Namazlarım… Namazlarım… Namazlarım.” diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. “Siz de kimsiniz ?” dedi. İhtiyar gülümsedi: ” Ben senin namazlarınım.” “Neden bu kadar geç kaldınız ? Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum\”dedi…. İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı; ” Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı? Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu.Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu. [ Ya kılmayanlar..!?] alinti

Kategoriler: Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam

Senin gibi olmak zor geldi bize ya Rasul!

Mayıs 21, 2009 · Yorum Yapın

Senin gibi olmak zor geldi bize ya Rasul!
Senin gibi anlamak, senin gibi ağlamak, senin gibi olmak zor geldi bize…
Neler yapmadık ki,neleri atmadık ki hayatımızdan,düşünmeden, anlamadan geçen nice zamanlarımız oldu…
Neler demedik düşünmeden…
Hep biz olmalıydık, dedik
Her şeyi ben bilir ben yaparım, dedik
Herkes bana bakmalı, benimle ilgilenmeli, benim olduğum yerde başkası olmamalı, dedik…
En yakışıklı erkek, en güzel kız ben olmalıydım nidaları hiç düşmedi dilimizden, bu uğurda neler yapmadık, kimleri harcamadık ki…
Hep büyük olmak istedik,her zaman her yerde tek olmayı, ulaşılmaz olmayı istedik…
Para dedik, parayı aradık ve onu bulduğumuz yerde herşeyi kaybettik…
Neler yaptırmadı ki bize, kimleri sevdirmedi, kimlerden nefret ettirmedi,
nice dostları kaybettik onu kazanmak için ve nice düşmanlar kazandık onu kaybetmemmek için…
Para dedik parayla yandık…
Şöhret dedik şöhretle yandık…
Hep ben dedik benlikle yandık…
Ama ALLAH (c.c.) deyip ALLAH (c.c.) aşkıyla yanmak zor geldi bize…
İnsanları küçük görmek en büyük zevkimiz oldu.
Makamımız, mevkimiz enaniyetimizi körükledikçe bizden daha büyük kimse yok dedik.
Her halimiz, her sözümüz benlik emarelerinden kurtulamıyordu…
İsmimiz altın harflerle yazılmalıydı kitaplara…
Resmimiz yapılmalı ve her yere asılmalıydı…
Dillerden düşmemeli, akıllardan hiç çıkmamalıydık…
Ve istediklerimiz oldu…
İsmimiz altın harflere olmasa da altın yaldızlı harflerle yazıldı kitaplara…
Resmimiz yapıldı ve resmimizin altına “işte o” yazıldı…
Heykellerimiz dikildi köşe başlarına ve herkes hayran gözlerle izledi…
Dillerden hiç düşmüyor, akıllardan hiç çıkmıyorduk.
İşte artık her şeye sahiptik…
Bütün bunları kazanırken bir tek ve en önemli şeyi kaybettiğimizi hiç düşünemedik…
Dünya öylesine sarmıştı ki bizi,
Gözlerimiz öylesine perdelenmişti ki
Kazandıklarımız öylesine tatlıydı ki…
En önemli kazancımızı; Dünya ve ahiret saadetimizin anahtarını gönlümüzün huzurunu,gözümüzün nurunu kaybettiğimizi göremedik, anlayamadık, hissedemedik.
Evet bunları kazanırken imanımız elden kaçıyordu.
Artık ALLAH (c.c.)’ı unutuyor, O (c.c.)’nun emirlerine karşı lakaytlaşıyorduk.
Bize sunulan nimetlere nankörlük ve emanetlere ihanet artık hayatımızın bir parçası haline gelmişti…
Bilemedik, anlayamadık…
Dönmek, doğruya yönelmek, hatalarımıza kalem çekmek zor geldi bize…
Ama ne pahasına olursa olsun;
Dünyanın her türlü nimetinden mahrum kalmak,
İnsanların alaylarına maruz kalmak,İtilmek,Kakılmak,Küçük düşürülmek…
Evet ne pahasına olursa olsun;artık vazgeçiyorum dünyanın bütün nimetlerinden.
Artık RABBiME yönelmenin, O (c.c)’nu bulmanın, O (c.c.)’nu anlamanın,O (c.c)’nun aşkıyla yanmanın, O (c.c)’nun varlığında yok olmanın zamanı gelmişti…
Bütün insanlara,
Bütün sahte dostlarıma,
Bütün düşmanlarıma,
Bütün fantezilere,
Bütün günahlara,
Bütün dünyaya sesleniyorum…
Ben Rabbimi buldum sizi kaybetsem ne olur…
Ben Rabbimi sevdim sizi sevmesem ne olur…
Ben Rabbime kul oldum size köle olmasam ne olur…
Ben gerçeği buldum siz anlamasanız, dinlemeseniz ne olur…
Artık bırakma vaktidir sizi,
Artık yönelme vaktidir Rabbime,
Artık secdeye varıp ağlama vaktidir bugün,
Artık Azraille olan buluşmaya en güzel bir şekilde hazırlanma vaktidir bugün,
Artık dünyadan göçüş müjdesi gelene kadar…
ALLAH (c.c.)’a kul olma,
ALLAH (c.c.) aşkıyla yanma,
ALLAH (c.c.)’ın varlığında yok olma vaktidir bugün!….
Alıntı

Kategoriler: Güzel sözler · Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam

Musa feat Gülşah – Çek Git Bebeğim

Mayıs 14, 2009 · Yorum Yapın

Kategoriler: Siirler · Videolar

Susmak Güzeldir…

Mayıs 8, 2009 · Yorum Yapın

 

désert 1

Susmak güzel. Susmak hayırlı. Susmak dostluk alâmeti, yakınlık ve tanıdıklık işâreti… Yabancıya hâl anlatma sıkleti yok dostların yanında, dost hâlden anlar, dostların yanında rahatça susulur. Sâmi Efendi Hazretleri benim dünyama “susmak sohbetleri” ile girmiştir. Hani o, hâl lisânıyla bazı dostlarına: “-Haydi bir saat susmak sohbeti yapalım.” demiş de başlarını kalplerine eğip bir saat sükût ederlermiş. Susmak güzeldir. Yanında susabildiğin dostlara şükür! Yanımda susan dostlara şükür!.. Rahmân’ın sözü sözüne değmiş, Kelîmullah olmuş, Mûsâ -aleyhisselâm-… Deniz ikiye ayrılmış işaret edince… O müthiş mûcizenin vecdi içinde konuşunca karşı yakada, biri: “-Ne güzel konuştun!..” deyivermiş. Susmak güzeldir. Sözden açılmış ilm-i ledün yolculuğunun kapısı: “-Güzel konuştun ya, güzel susmayı da öğren Kelîm’im!” Gemiye binerler, gemi delinir. Çocuk öldürülür. Duvar tamir edilir. Üç tuhaf hadise üç hırçın soru… “-Sen benimle olmaya sabredemezsin mîrim!” Susmak güzeldir… Derler ki, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî Hazretleri, Hızır makamında, sormamayı başardığı için hâlâ sürmekteymiş yolculukları… Zaman ve mekânın ötesinde, Allâh’ın ilminde… Susmak güzeldir… Zekeriyyâ peygambere -aleyhisselâm-, bir evlâdın anne-baba için en makbul iki sıfatı ile, “cebbâr ve anîd olmamakla muttasıf” Yahya -aleyhisselâm-’ın müjdesi verildiğinde, üç gün “susmak orucu” emredilmişti. Cebr ve inada karşı susmak… Susmak güzeldir. Îsâ -aleyhisselâm-; Allâh’ın “kelimesi” idi. Doğduğunda Meryem vâlidemize de üç gün “susmak orucu” emredilmişti. Ağır ithamlara karşı kundaktaki bebeği işaret ediyordu. Anne susuyordu, İsâ’sı konuşuyordu. Susmak güzeldir… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile Hazret-i Ebûbekir – radıyallâhu anh- birlikte iken bir adamın hakâretlerine mâruz kalırlar. Peygamber Efendimiz susar. Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- bir susar, iki susar, üçüncüde dayanamaz cevap verir adama!.. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yüzü değişmiş bir hâlde oradan uzaklaşır. Sıddîk-ı Ekber koşar peşinden, bin telaş! “-Biz susarken bir melek o adama aynen cevap veriyordu. Ama sen konuşunca melek sustu.” Susmak güzeldir… “Kur’ân okunurken susun ki, merhamet olunasınız!..” buyuruyor Cenâb-ı Hak. Kelime “ensitû”; susmanın en uysal, en kaliteli hâli… Susmakla merhamet arasındaki en güzel köprü Kur’ân sesi. Susmak güzeldir. Su gibi dingin ve usulca… Su gibi lâtif ve azîz… Susmak güzeldir. Sessizce gelip oturur derviş, eşiğe. Yüzü tâzîmle yönelir göğe… Sükût kıvrım kıvrım yükselir dergâh-ı hâcâta… Sevda söze dökülünce perişan… Muhabbet arz olununca yalın… Aşk ilan edilince arsız… Susmak güzel… Yunus Emre başı eşikte… Üveys, Karen’de bir vahada… Hz. Ebûbekir bi’sette, Miraç dönüşünde… Hz. Îsâ, son akşam yemeğinde… Hz. Zekeriyyâ, ağacın içinde… Hz. Ömer b. Hattab diriliş seferinde… Leyla çadırda… Hz. Âişe bekleyişte… Ve bütün “susmak güzellikleri”, şükür size!.. Uysal bir denize dönük yüzümüz, kapattığımız gözlerimizle… Fonda Itrî’nin segâh yürük semâisi… Susmak güzeldir.

alinti

Kategoriler: Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam

Toprak Olmak Istiyorum…

Mayıs 8, 2009 · Yorum Yapın

Toprak olmak istiyorum Allahım!. Gül bitirmek için toprak olmalı, insan yetiştirmek için yine toprak olmalı; cennete ehilolmak için yine toprak olmalı. Toprak olmak istiyorum Allahım!.. İnsanlar beni gördükleri zaman topraktan gelip yine toprağa gideceklerini hatırlasınlar.., Her gidişin Sana olduğunu bilsinler…. Güller bitsin üzerimde ve yükselsinler göğe doğru. Bülbüller, varlığıma şükrederek şakısınlar seher vakitleri, güllerin koynundan güne merhaba derken… Sevgi için… Toprak olmak istiyorum Allah’ım!.. Bir ağaç kollannı sana doğru açsın benden, dua ederken kollarım olsun… Sonbaharda sarı yapraklar süzülerek düşsün üzerime; benimle toprak olmak için, benimle ben olmak için.. Toprak olmak istiyorum Allah’ım!… Kışın kar örtsün üzerimi, yalnız kalayım kendimle… Sonra içime ilham ettiğin kardelenlerle sana doğru yöneleyim… (Ki duruşum da sana doğrudur. Kardelenlerim baharı müjdelesin insanlara… Umut için… Toprak olmak istiyorum Allah’ım!… Baharda.., bülbülsüz gül olur mu hiç; “bülbül” için, bahar gelir mi yağmursuz; “yağmur” için, yağmur yağar mı duasız; dua için ve hiçbir şey olmaz rızansız:”Rızan” için… Toprak olmak istiyorum Allah’ım!… Bir söğüt fidanı dursun ilkin üzerimde… Sonra söğüt fidanının duası bir küçük ağaççık… Ve birgün söğüdümün gölgesinde dinlensin dünya…Ve bir millet uyansın: utangaç, başıj yerde, gönlü fezanın derinliklerinde bir söğüdün!.. Gölgesinde senin davan için… Davan ki, davamdır… Toprak olmak istiyorum Allah’ım!.. Yanımda Kevserler aksın şıril şırıl!.Ben de Kevser selinde coşmuş ve sana doğru yönelmiş bir avuç toprak… Cennet’inde…

alinti

Kategoriler: Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam

James Morrison ft. Nelly Furtado – Broken Strings

Mayıs 3, 2009 · Yorum Yapın

alinti

Kategoriler: Videolar

Türkün Sadece Secdede Egilir Basi

Mayıs 2, 2009 · Yorum Yapın

Bizler müjdelenen o muştularla büyüyenleriz
Anne baba atalarımız şanlı Türk soyundan müslüman
Hiç kimseye eğmedik baş oldukda heryere hükmeden
Sadece eğildi başlarımız secdeye yaratana

Para mülk hepsini itttik ellerimizle
Dünyadan kaçtıkça ardımızdan koşar
İki dişi kalmış canavar iblis sana aldanana şaşarım yalancı
Dünya tapanların olsun bizlere yeter az su birazda aş

Ne zamanki koşarlar ardından şan şöhret ihtisam arttı huzursuzluk
Kalktı insanlık katillik arttı bir avuç toprakla doyan gözler hep aç
Kanmadı gözler kanmadı ilikler aç
Koştular aldıkça doymadan dünya eğledi

Kardeşi kardese düşman etti
İstemeyene yağar dünya varlıkları istemeden
İsteyenleri kul köle eder dönderir gözlerini
Çıkarır insanlıktan bırakmaz merhamet katlettirir beni ademleri birbirine

Can ciğer pareleri katledilirken bir yanda debdebe eğlence son hızda
Gözlerden akarken yaşlar bir bardak suya muhtaçken masumlar
İçkiler oluk oluk içilmede sarhoş olmak için cepler boşalmada
Az yardım dense din kardeşe ağlayarak acındırır kendine pişman eder istediğine

Allahım mazlum mümin kullarına sen yardım eyle
Bu ne şiddettirki dinmek bilmez
Yerler yerler sonu gelmez sinelerde ki kalp değilde nedir
İnsanların insanlara yaptığı zulmu hayvanlar bile yapmaz

Nigar Bedirhan

Kategoriler: Islam · Siirler · Türkiye

Benim de Gözümün Yaşını Siler Misin?

Mayıs 2, 2009 · Yorum Yapın

Ey Resul ! Ey Rahim, ve Ey Kerim …
Ey; gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet kokan nebi!.
Ey; Yaradan’ın en guzel eseri!. “Sen olmasaydın, sen olmasaydın.. alemleri yaratmazdım!.” dedigi!. Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiği!.
Ey; insanoğlunun ufku -en güzel insan.. Allah’ın sevgilisi, kainatın gozbebeği!.

Sen den şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.. şefaat edermisin?.
Ey; kupkuru çölleri cennete ceviren gül!.
Ey; gönlünden gül dökülen resul!.
Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa başsağlığı dileyen.. gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen resul!.

Benim de gözümün yaşını siler misin?.
Küçük kız çocuğunun tuttuğu gibi tutsam elinden; yüreğimden binlerce kuş uctu, bin’i de öldü desem.. bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?.
Ey; Islam’ın peygamberi!. Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin, en guzel çiçeği!.Ama mahzun, ama kederli…Daima düşüncede, daima hüzün icinde ömründe, bir defa bile, kahkahayla gülmemiş.. gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!.
Gözlerimi yumsam, ve; hulyana dalsam.. o gül kokulu gülüşün ile, benim de gözlerimin içine güler misin?. Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma,tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana.. işte onun, işte onun hatrına!.
Ey; gözünü sevdiğim, özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!.
Ey; gönlümün sultanı efendim!. Ümidim, muradım, kurtarıcım, mujdecim…Seninle Kevser havuzunun başında bulusabilecek miyim?. desem.. bulundugun yerden, yureğime bir damla su serper misin?.

Seni sevsem!. Cok, cok sevsem!. Öyle cok sevsem ki; sen koksa özüm, yüreğim.. sen koksa nazım, edam.. gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan ! Ali’n, Fatıma’n gibi olsam!. Seni, onlar gibi seviyor olsam.. sen de; beni, onları sevdiğin gibi sever misin?
Ey; bize bizden daha ziyade merhamet eden!. “Ümmetim, ümmetim!.” diyerek, üstümüze titreyen!.
Ey; en ziyade muhtacımız, en cok isteyenimiz!. Bizi, Hak’tan dileyenimiz!.
Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin!. Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin!.

Asr-ı saadet’ten değilim!. Kokladığın gül, soludugun hava, yediğin hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve, avuçladıgın kum dahi değilim!. Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!.
Lakin; ben, senin.. “Kardeşlerim!.” dediğindenim!. Ve; sana ve sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!. Ve lakin; daha hala sevgili Veysel Karani’nin tırnağının ucu misali bile değilim, desem.. bana da hırkandan gonderir misin
Doğduğun günün, gecenin hürmetine.. bu gün ve gece; yüreğime, bir nur olup düşer misin?.
Sevgili Peygamberim!. Rabbim; sana ve, senin al ve ashabına.. ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin;

aLıntı..

Kategoriler: Islam