Hayatyolcusu

Girdiler ‘Ibret dolu hikayeler’ olarak kategorize edilmiştir

İçimde Ağlayan Çocuk

Ekim 28, 2009 · Yorum Yapın

 

Uzun bir rüya sessizliğine gömülür insanın kalbi kimi zaman. Ne kadar çabaladıysa da anlatamaz yüreğinde alevlenmiş ateşi. Yolu sükuta çıkan kelimelerin sersemliğiyle konuşup durur çoğu kez. Anlamlandıramadan ve bürüyemeden cümlelerini yüreğindeki sese. Susması gereken ne kadar sebebi varsa öteden, hepsini toplayıp dilinin ortasına acı veren kopkoyu bir sessizliğin içinde bulur kendini.

Uzayıp giden bir sızı halini alınca bu sessizlik bir çocuk ağlamaya başlar buğulanmış kalplerde. Kırılgan zamanların yitik merhametiyle yüreklerde büyüttüğü bir yerdir o çocuk.

Adı: Zulüm’dür, Adı: Gözyaşı, Adı: Çaresizlik…
Akşamüstü atılan bomba sonrası terkedilmiş bir şehrin yanık kokusu gibidir onda yaşamak. Soğuk namluların ucuna takılmış hayatı solumaktır her gün. Anlatılamayan olmaktır, hissedilemeyen, duyulamayan. Tuhaf bir saklambaç oyununun ebesi değilken kalbinin tam ortasından kurşunla sobelenmektir. Saklanamamaktır, bulunmaktır en sağlam sandığın yerden.

Yüreklere gömülmüş acılarla ve mahşere saklanmış kelamlarla örülmüş bedenlerden kan misali zulmün aktığı bir yaşamaktır bu. Uyanmak istenilen ve sürekli acı veren bir rüyadır. Kara ve tahammül edilmez bir kâbus halini aldığında bu rüya bir çocuk ağlamaya başlar uyuşmuş gözlerin şafağında.

Adı: Ayşe’dir, Adı: Muhammed, Adı: Vaad…

Oyunlarını rüyalarına saklayan kara gözlü bir çocuktur o. Küçük bir yüreği, minik gözyaşları ve masum bakışları vardır. Annesinin ona öğrettiği duası vardır kalbinde. Hayalleri tutsak edilmiştir. Umutları daha doğmadan söndürülmüştür. Hayatına pusu kurmuş savaşı gözlerinde yaşar o. Bilmeden ve anlamadan. Annesi savaş kelimesini öğretecek mi ona? Bir tüfekle ne yapıldığını bilecek mi?

Kapanan gözlerinde cenneti barındıran, yorgun gecelerde Peygamber’in başını okşadığı bir çocuktur o. Milyonlarca beden taşır yüreğinde. Acıya kenetlenmiş hayatının her anında gözlerimize bakar kara gözleri. Bir ayna kurup ağlamaya başlar içimizde. Ve biz ağlayan bir çocuk taşırız yüreğimizde.

Adı: Filistin, Adı: Irak, Adı. Afganistan, Adı:…

…alıntı…

Kategoriler: Güzel sözler · Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Siirler

” Ölümün bile güzeli vardı”

Ekim 28, 2009 · Yorum Yapın

Hayatın merdivenleri yüksek ve dardı çoğu zaman Kendinizi her salışınızda biraz daha aşağı iner Ve dibe hızla yaklaşırdınız İnmek, çıkmaktan daha kolay olurdu Tıpkı yaşlanmanın genç kalmaktan daha kolay olduğu gibi Belkide hayat merdiven inmekten ve mevdiven çıkmaktan ibaretti Bir yaşa kadar Büyük bir yaşam savaşıyla çıktığımız merdivenler Bir yaştan sonra iniş oluverir Ve sizi ömrün bittiği yere yönlendirirdi Bir sürü sorun çıkardı hayatın son basamaklarında Hastalık, dert, tasa hepsi bir olup üstünüze çöker Ve ağır işiten kulaklarınızda çınlayan tek şey Aheste bir kemancının çaldığı sultaniyegah sirto olurdu Sonu yaklaştıkça insan sözün doğruluğuna inanırdı ” Ölümün bile güzeli vardı” Ecel geldiğinde sorsa deseki Ölümlerden ölüm beğen kendine Ve seçme şanşımız olsa ne isterdik acaba Vakit dardı ve aslında ölümün bile güzeli vardı Son nefeste yanında olmak isteğimiz Belki ana , belki evlat ,belkide yardı Daha yapacağım çok şey vardı belki yarın Ama her şey buraya kadardı Ve ölüm denilen şey deli gönüle dardı Seçme şansımız olsa seçerdik elbet ” Çünkü ölümün bile güzeli vardı” Son basamaklarıydı bunlar artık hayatın Aynaya her bakışta bir yaş daha yaşlanırdım Azraille pazarlık zordu Deli gençliğin hayali gözlerimin önünde dururdu Ve ağır işiten kulaklarımda çınlayan tek şey Aheste bir kemancının çaldığı Sultaniyegah sirto olurdu… UĞUR ARSLAN

Kategoriler: Güzel sözler · Hadisler · Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam

Unutmayın ki;Her Abdest Bir Yemindir!!!

Ekim 7, 2009 · 1 Yorum

Unutmayin kİ; Her Abdest Bir Yemindir Aslinda
Bu Eller Bİr Daha Harama Günaha Uzanmayacak!
Bu Ağız Harama Açılmayacak!
Bu dil Bİr Daha kötüyü Söylemeyecek,İftİra Etmeyecek, Yalan Söylemeyecek,dedİkodu Yapmayacak!
Bu Burun Denİ Arzularin PeŞİnde KoŞmayacak!
Bu Kollar Harama Sarilmayacak!
Bu Gözler Harama Bakmayacak!
Bu Beyin KötüyüPlanlamayacak!
Bu Kulaklar Harami Duymayacak!
Bu Ayaklar Harama Adim Atmayacak!
Söz Verİyorum ALLAHim!
Evet itiraf Edİyorum Bunlari Yaptim,affet!
Temİzle, Arit Benİ, Sen Temİzlemezsen Ben Temİzlenemem!
Bana Yardim Et, Benİ Temİzle , Benİ Arit!
Her Abdest Bu Anlama Gelir Ya Da GelmelİFarkindamiyiz?
Abdestmi Aliyoruz?
Yoksa El Yüzmü Yikiyoruz?
Abdest Ruhumuzda Beynimizde Böyle Algilaniyormu? Yankilaniyormu?
Eğer Abdest Böyle Alinmişsa Uzakta Değill Hemen Evinizin Önünde, Çok Yakininizda,hatta Evinizin İçindeİstediğinizde Hemen Bulabİleceğiniz Aritici, Temİzleyİcİ, Durulayici Bİr Nehİr Bulursunuz
Böyle Bir Nehirde GÜnde 5 Kez Yikananda kirden, Günahtan Eser Kalir mi?

alinti

Kategoriler: Dualar · Güzel sözler · Hadisler · Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam · Namaz

”Mutsuzluk Sendromu”Sebebi; Şükürsüzlük!…

Ekim 5, 2009 · Yorum Yapın

Şükretmeden yaşıyoruz. Ya da gerçek şükürle tanışmadığımız için; nimetler artmıyor. “Nimetler şükürle artar” Evet ama, nimetler sayısal olarak artarken, alınan haz duygusal olarak azalıyor.
Pazar sabahları 53 çeşit “Sunday Branch” ile Pazar kahvaltısı yapan aile, milletin içinde çocuğu haşlıyor;
-“Ye zıkkım olasıca. Neyin eksik? Niye yemiyorsun? Oğlum yesene. Beni deli etmesene. Allah cezanı vermesin. Yemeğini bitirsene…”
Aile farkında değil, çocukları onca nimet arasında, nimetlerin tadından mahrumken, yemeğin farkına nasıl varsın. Dolayısı ile ilk önce nimetlerin farkına varmak gerek.
Filmi başından alalım.
*Ailecek, arabalarına binip, lüks bir otelin cafesinde Pazar Kahvaltısına gidiyorlar.
*Bir kere; Pazar günü hayattasın.
*Ailenle birliktesin.
*Evden çıkıyorsun, kendi isteğinle. Yani ev sahibi kirayı ödemediniz diye sizi kapı dışarı edip evden atmıyor.
*Arabanız var.
*Arabaya binecek ayakların var.
*Lüks bir otele gidecek paran var.
*Gittiğin yerde önüne serilen 53 çeşit kahvaltılığı görecek gözün var.
*O mis gibi, sıcacık ekmeğin kokusunu alabilen burnun var.
*O reçeli ekmeğe sürebilecek ellerin var.
*Şeker hastası değilsin. Reçel yiyebiliyorsun.
*Hastanede yoğun bakım ünitesinde cihazlara bağlı bir hayatın yok.
*Hapishanede tutuklu da değilsin, özgürsün.
*Annen ölmüş; öksüz, baban ölmüş; yetim değilsin.
*Annen ve baban çocuk sahibi olmayan, çocuk hasreti ile yanıp ama çocukları olmadığı için, içleri hep buruk kalan bir aile de değil.
*Türkiye’de yaşıyorsun. Irak’ta, Filistin’de, Afrika’da değilsin. Bir devletin var. Bağımsız ve özgür. Kaos ortamında değilsin.
*Otele giderken, yolunu kesen eşkiya yok.
*Otelde (en azından) Irak’taki gibi her gün patlayan onlarca bombanın birisinin patlama riski yok. Rahatsın.
*Baban işini kaybetmemiş, işi var ve kazancı iyi.
*Annen babandan boşanmamış, ufak tefek sorunlar elbette olabilir ama mutlu bir ailen var.
*Annen baban seni Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kapısına bırakmamış.
*Dışarıda hava güzel. Sibirya’da yaşamıyorsun. Dondurucu bir soğuk da yok. Ya da çöllerin ortasındaki kıl bir çadırda değilsin.
*Küresel ısınma elbette büyük bir tehdit ama hala masada hem de birkaç bardak su var, çayın – kahvenin yanında.
*Anne ve babanla, çöpten ekmek toplayan bir aile değilsin.
*Kılık kıyafetlerinle kabul gördüğün kesin, seni içeri aldıklarına göre. Hırpani kılıklı, köprü altı tinercisi değilsin. Ailen de değil.
*İtibarlı bir ailedesin. İtibarın var.
*Sizi kovmadıklarına göre, cebinizde yiyeceğiniz yemeklerin parası da hazır.
*Masada, birbirinizin yüzüne sevgiyle bakacak kadar güzelsiniz. Yüzü yanmış masum ve garip hasta çocuk değilsin sen. Ki kaldı ki yüzü yanık ya da yara izli nice insan, diğerlerine nazaran daha şükürlü ve sevgi, dolu yaşıyor hayatı. *Annesi yüzüne bakarken korkan bir çocuk değilsin. Ve senin annen de yüzüne bakılmayacak bir insan değil. Biyolojik ve fiziksel olarak bakınca iğrenilecek bir yanık yüz yok. Babanda da yok, öyle bir yüz.
*İnsan içine çıkmanı engelleyen bir rahatsızlığın da yok.
*İnsanların senden rahatsız oldukları da yok.
*Masada iştahını kaçırtan bir sebep de yok ortada.
Peki evladım niçin yemiyorsun, o güzeller güzeli nimetleri?
Yedi milyar dünya insanından en azından altı milyarına nasip olmayan o nimetleri, niçin yemiyorsun?
İştahını kesen şey ne?
“Şükürsüzüm abi. Annemle babam bebeklikten bu yana, bana şükrü hiç anlatmadılar, biliyor musun”? (Küçük Emrah modunda olacak _)
İşte bu iştahsızlık, şükürsüzlük iştahsızlığıdır dostlar.
Ve şükürsüzlük iştahsızlığı, iştah şurubu ile gelmez.
Onun için daha başka, bambaşka bir şeyler yapılması gerek.
Hepimizin yapamadığı, es geçtiği, ihmal etiği bir şey.
Çocuklarımız gözlerimizin önünde eriyip gidiyor.
Kişilik olarak eriyip gidiyorlar. Bedensel, zihinsel, fiziksel ve ruhsal olarak eriyip gidiyorlar.
İştahları kesilince; iştah şurubu,
Zayıflayınca; kuvvet mucunu,
Canları sıkılınca; anti depresanla çocuk büyütüyoruz.
Bir şükürsüzlük yolundayız ki Dostlar sormayın gitsin.
Ne başı belli, ne sonu. Şükredemeden değil, şükrü düşünemeden yaşayıp, gidiyoruz şu garip Dünya’dan.
Peki ne yapacağız?
Nasıl çıkacağız içinden bu şükürsüzlük sendromunun?
Ki o şükürsüzlük sendromu değil midir, mutsuzluk sendromunu doğuran?
Doğru ya; kaç anne baba var, en yeni, en iyi, en pahalı oyuncakları almasına rağmen, çocuklarının gözünde o hasret kaldığımız mutluluk ışıltısını görebilen? Sahi kaç anne baba?
alıntı

Kategoriler: Güzel sözler · Hadisler · Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam

Allah Yeter…

Ekim 3, 2009 · Yorum Yapın

 
Hani bir büyük sıkıntı anında kırılır ya, yüreğinizdeki bütün aynalar:Kırılırda hani, kırık aynalarda oynaşır ya hayalleriniz. Ümitleriniz tökezler
de hani, tereddütlere düşersiniz ya kimi zaman:Çırpınırsınız…

 

Hani çırpınırken uzanacak bir dost eli ararsınız, fakat bulamazsınız bir türlü; ve kala kalırsınız ya hani dertlerinizle baş başa, kimsesiz, dostsuz…Ozaman bilin ki ALLAH kimsesizlerin kimsesidir… Bilin ki ALLAH dosttur: “Dost istersiniz ALLAH yeter!”
Hani en soluksuz deminizde hayallerinizin kıyısına çömelip başınız ellerinizin arasında sevginize ağıt yakarsınız ya…
Hani çözümsüzlüğe çaresizliğe tıkanır da uçan kuştan teselli arar hale gelirsiniz ya bazen…
Hani yıllarınızı verdiğiniz yerde soluksuz kalıp yıllara kurban olursunuz da bir türlü anlaşılamamanın hicranına düşersiniz ya…
Hani kuşlar şen çığlıklarla uçup geçerken üstünüzden bir Zümrüd-ü Anka olup onlarla birlikte uçmak istersiniz ya: Uçmak değil, kendinizden kaçmak…
Hani kendi garipliğinizden, yalnızlığınızdan kaçmak istedikçe yalnızlığınıza, garipliğinize saplanırsınız ya boylu boyunca…
YALNIZ DEĞİLSİNİZ: Herkesin ve her şeyin bittiği anlarda da ALLAH var!
Öyle bir an gelir ki, koca kainatın içinde ufalıp zerreleştiğinizi idrak edersiniz. Bir yanınızda acziniz, bir yanınızda za’fınız, bir yanınızda fakrınız ve dolu dolu çaresizliğinizle baş başa kalırsınız…
 

İşte o an insanca iradenin çözüldüğü ve insanoğlunun kendinde vehmettiği gücün ayaklarına dolaştığı andır: O an gerçekten kulluk anıdır.

İradeniz çözülüp kendinizde vehmettiğiniz güçler ayağınıza dolandıkça derin aczinizle birlikte kulluğunuzu idrak edip Külli İrade Sahibine yönelin.

ŞİMDİ VAKİT DUA VAKTİDİR: “Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olurdu” buyuran Yaratıcı’ya iltica vakti…

Bütün kapıların kapandığını sandığınız anda DUA kapısı ardına kadar açılır önünüzde, çarelerin bittiği yerde DUA tek çare olarak karşınıza çıkar…

Çözümsüzlüğe tıkanıp uyuyamadığınız uzun gecelerden bir gece kalkın. Şebnemlerin sabah meltemiyle kucaklaştığı bu hasret vaktinde rahmetin ve şefkatin tecellisini yatakta bekleyin tembelliğinizi sürüyerek dirilin…

Uykusuz geçirdiğiniz koca bir elem gecesinde hangi problemi çözdüğünüzü düşünün. Kendinizi hırpalamanın dışında neye yaramış ki kuruntularınız, dertlenmenizle neyi halletmişsiniz?

Vah zavallı ben! Kendimde bir güç ve kudret vehmettikçe kudretim aczime çarpıp tuz-buz oluyor. Eğer idrak edebilseydim varlık sebebimi, gerçekten anlayabilseydim Rabbim gemisinde bir yolcu olduğumu, sırtımda dünya yüküyle kendime işkence eder miydim?

İstesek de, istemesek de dünya dönüyor, güneş doğuyor, yağmur yağıyor, rüzgar esiyor, çiçek açıyor… İstesek de, istemesek de yaşlanıyoruz.

Bir saniye öncesi kaybımız, bir saniye sonrası ise meçhulümüz: Elimizde sadece yaşadığımız “an” var. Ne kadar çaresisiz!

Öyleyse bırakalım her şeye hükmeden versin hakkımızda en hayırlı hükmü.

Atın sırtınızdan dünya elemini, durun ALLAH’ın huzuruna; sonra diz çökün önüne, boyun bükün. Hükme tabi olup elemlerden kurtulmak varken, kendimizi hüküm mevkiinde sayıp rezil olmak niye? Üstelik takatımız yükümüzü taşımaya etmiyor.

Bin hamal gibi vehimlerimi ömür boyu taşımaktan bıktım; Artık Yaradan’a tümden teslim olup “kullukta varlık” aramak istiyorum.

“Ya RAB! Çaresi bulunan şeyde acze, bulunmayan şeyde ye’se düşürme bizi…” diye de DUA ediyorum.

Zaten hayat da uzun bir DUA’dır..

ALLAH’ım Seninle DUA yoluyla konuşuyorum. Kimseye anlatamadığım sırlarımı Sana anlatıyorum.

ALLAH’ım, bana DUAların en güzelini öğret ve tüm DUAlarımı makbul eyle.

Tüm insanlığı doğru yolda birleştir, YA-RABBim..

Alinti

 

Kategoriler: Güzel sözler · Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam · Siirler

Bir ateiste, İslâmiyet’i on dakikalık anlatma fırsatım olsaydı…

Ekim 3, 2009 · Yorum Yapın

“Bir ateiste, İslâmiyet’i on dakikalık anlatma fırsatım olsaydı” şöyle derdim:

Hiç etrafına bakıp düşündün mü? Her şey ne kadar da güzel; ne kadar nizam ve intizam içinde Her gün güneş doğuyor, sabah oluyor; her akşam güneş batıyor, akşam oluyor Geceleri, ay çıkıyor ve karanlığı bir nebze de olsa aydınlatıyor Sonra milyonlarca yıldız beliriyor gökyüzünde Ama bütün bu cisimler, gökyüzünde dolaşıp durdukları hâlde birbirlerine aslâ çarpmıyor Ve bu düzende hiçbir zaman bozulma veya aksama meydana gelmiyor Güneş Biraz yaklaşsa yanarız, biraz uzaklaşsa donarız Nasıl oluyor da hep aynı intizam içinde ilerleyebiliyor bu devâsâ yıldız? Sonra bulutlar Bir okyanus dolusu su, gökyüzünde dolaşıyor; ama hiçbir zaman hepsi bir kerede boşalıvermiyor Düzenli bir şekilde tane tane iniyor yeryüzüne Hiç düşündün mü bunları? Yoksa hep boş boş mu bakarsın? Ancak ben seni akıl sahibi bir insan olarak görüyorum Sen bütün bunları düşünüp ibret alacak kadar zekî bir insansın aslında Hani sizler bütün bunların kendiliğinden olduğuna inanıyorsunuz ya, ben de inanıyorum ki, eğer hakkıyla düşünseydiniz bütün bu ihtişâmın kendiliğinden olmayacağına kanaat getirirdiniz En basitinden bir güle bakıp düşünse insan; o muhteşem çiçeğin mutlaka bir yaratıcısı olması gerektiği kanaatine varır Tohumu, yaprakları, kokusu Ne güzel bir eser, değil mi? Bu eserin, bu eserlerin bir müessiri ve yaratıcısı olmalı mutlaka… Ve o yaratıcı öyle bir yaratıcı olmalı ki, tarif edilemeyecek, idrak olunamayacak kadar mükemmel olmalı; öyle değil mi? Eşi ve benzerleri olmamalı, hiçbir şeye benzememeli, hiçbir şeye muhtaç olmamalı, öyle değil mi? İşte o yaratıcı, Allah’tır Biz O’nu göremeyiz, fakat O, bizi her an koruyup gözetlemektedir Nasıl ki, içimizdeki sevgi hissinin, acı hissinin varlığını bilir ve hisseder, ancak o duyguları göremezsek, aynı şekilde Allah’ın varlığını bilir, hisseder ama O’nu göremeyiz Rabbimiz, biz kullarını O’na kulluk edelim diye yaratmıştır ve Rabbimiz öyle büyük bir kudret sahibidir ki, solmuş çiçeği yeniden yeşerttiği gibi, bizi de bu dünyadan göçtükten sonra tekrar diriltecektir Bu dünya, bizim için bir imtihan yeridir Rabbimiz, bize iki yol sunmuş, akıl ve irade vermiştir İstediğimiz yolu seçmek, bizim tercihimize kalmış bir durumdur Ancak seçtiğimiz yol karşılığında Rabbimiz bize cennet ve cehennemi hazırlamıştır Bu dünya hayatı senin de gördüğün gibi kısacıktır Asıl mühim olan, öldükten sonraki hayatımızdır Sana yüce kitabımızdan okumak istiyorum bu gerçeği Belki onun fesâhat ve belâğatı karşısında gönlün daha çok tatmin olur Bakara Sûresi 28 âyette şöyle buyrulur: “Siz cansız iken size can veren Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz” Rahman Sûresi 41-45 âyet-i kerîmelerinde ise şöyle buyrulmaktadır: “Suçlular sîmalarından tanınır; perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar Öyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlayabilirsiniz? İşte bu suçluların yalanladıkları cehennemdir Onlar cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar” İşte ben seni cehennemden sakındırmak istiyor ve idrâk ötesi güzellikteki cennete davet ediyorum Hâlâ tatmin olmadın mı? Tekrar bak etrafına Her şey senin için Tavuklar senin için yumurta yapıyor, toprak senin için renk renk meyve ve sebzeler veriyor Yağmur senin için yağıyor Gece dinlenmen için verilmiş, gündüz çalışman için aydınlık kılınmış Bak, yüce kelâmında Rabbimiz nasıl ifade ediyor bunu: “O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi; onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi O, her şeyi hakkıyla bilendir” (el-Bakara, 29) Ne kadar mükemmel bir sanat değil mi; kelâmı bile Ve biliyor musun, Rabbimiz o kadar merhametli ki, bize kendisini anlatması için peygamberler göndermiş İşte son peygamber de bizim Peygamberimiz! 1400 küsûr yıl önce yaşamış ve hâlâ gönüllerimizde yaşamakta olan sevgili peygamberimiz, Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallallâhu aleyhi ve sellem- O, bizim «üsve-i hasene»miz, yani «en güzel örneğimiz»dir Kur’ân’ı nasıl yaşayacağımızı da, O’nun hayatında müşahhas olarak görebiliyoruz Sen, bana Allah’ın lütfusun ki, sana İslâm’ı anlatmam için beni sana vesîle kıldı Ve sana bir müjde daha vermek istiyorum Eğer İslâmiyet’i seçerse bir kul, Rabbimiz onun bütün geçmiş günahlarını affediyor Ne büyük bir lütuf değil mi?! Evet seni Hak yola, cennet yoluna dâvet ediyorum İnşallah, artık kalbin mutmain olmuştur Haydi şimdi bir söz söyle ki, gönülden, yeniden başla hayata Öyle bir söz söyle ki, ebedî kurtuluş kapısı: Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh

alıntı

Kategoriler: Güzel sözler · Hadisler · Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam

Gece Hayati…

Eylül 25, 2009 · 1 Yorum

 

 

İslam’ın genç davetçisi!

Senin mutlaka gece hayatin olmalıdır. Peygamberani deyişle, bir süt sağımı kadar da olsa gece uyanık olup, Allah-u Tealanın huzurunda bulunmalısın. Diğer insanlardan farklı olarak, uykunu bölüp huzura varmalısın.

Bil ki, gecesi olmayanın gündüzü yoktur. Gece sabaha kadar yatağa boylu boyuna uzanan birisinin gündüze vereceği bir şeyi yoktur. Gece senin feyizle dolduğun, gündüz ise bu feyzi başkalarına aktardığın vakittir. Dol ki, boşaltacağın bir şeyin olsun.

Ne güzeldir gece! Yıldızların parlayıp kendisini gösterdiği, nurların tecelli ettiği zamandır ve mekandır gece. Görmüyor musun? Bin aydan daha hayırlı olan vakit, gündüz değil gecedir. Resulullah (sav)ın şu yalan dünyadaki en yüce ve mutlu anı olan Mirac, gece vuku bulmadı mı?

Evet, gece gönül adamlarının akşama kadar bekleyip durduğu vakittir. Gece samimiyettir, gece sıpsıcaktır. Gecenin, yani yalnızlığın riyası yoktur. Herkes uyurken kalk, bir abdest al soğuk suyla, Rabbinin huzuruna var, boynunu bük… Ona bir şeyler mırıldan, isteklerini sırala…gecenin nasıl iletken olduğunu göreceksin. Radyo dalgaları bile gece daha iyi çeker.
Bütün bunlar olup biterken, gecenin bunca avantajları varken, senin geceyi bastan sona uykuyla geçirmen ne büyük gaflet, ne büyük kayıptır..

alinti

Kategoriler: Güzel sözler · Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam · Namaz

Sevdiğimle randevum var…

Eylül 25, 2009 · Yorum Yapın

Sevdiğimle randevum var…

Sen hiç sevdiğinle bulaşacağında sıkılır mısın?
Sen hiç sevdiğinle konuşurken sıkılır mısın ..?
Sen hiç sevdiğinle beraberken sıkılır mısın….?
Sen hiç sıkılmazsın değil mi..?

Peki sen, O’nu düşünürken daralır mısın?
Çok sevdiğinle buluşmak sana zor gelmese gerek
O’nunla buluşmayıda önemseyerek
Haydi kalk buluşma zamanı O’na yönelerek

Dünya telaşesinde O’nu unutma
Daha sonra gelirim diye kendini avutma
Değer verdiğin sadece O olsun Unutma..
Sevgilini bekletmek olur mu?

Haydi kalk o zaman namaz vakti geldi
Ezan sesi ile Vuslat zamanı geldi
Dur huşu ile Koy başını secdeye
Sevgiliyle randevu vakti geldi..
(Alıntı)

Kategoriler: Güzel sözler · Ibret dolu hikayeler · Islam · Namaz

Bağlanmayacaksın…

Eylül 25, 2009 · Yorum Yapın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

alinti

Kategoriler: Güzel sözler · Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Siirler

Gurbette Bayram…

Eylül 20, 2009 · Yorum Yapın

Ana,baba,kardaş,yar yok yaran yok
Nar olur gurbette bayram sabahı
Hasta olsan hallerini soran yok
Zor olur gurbette bayram sabahı

Bir derin yaradır bağlayamazsın
Damla damla dolar çağlayamazsın
Yutkunur yutkunur ağlayamazsın
Kor olur gurbette bayram sabahı

Buram buram tüter gözünde sıla
Uyanır uyanır bakarsın yola
Yaz geçer de bahar uğramaz dala
Har olur gurbette bayram sabahı

Umutla koklarsın esen yelleri
Kulağında gül yüzlünün dilleri
Özleyince al kınalı elleri
Zar olur gurbette bayram sabahı

Garip Hakkı hüzün kattın aşına
Yol verdin gözüne dolan yaşına
Koca dünya garip dertli başına
Dar olur gurbette bayram sabahı

Alinti

Kategoriler: Hayat Gercekleri · Ibret dolu hikayeler · Islam