New York’ta Beş Minare…

Kasım 21, 2010 § Yorum bırakın

Kırmızı bültenle aranan ve ismi fenomene dönüşen radikal dinci bir örgütün lideri Deccal kod adlı suçlunun Amerika’da yakalandığı bilgisi gelir. Teşkilatın en başarılı iki polisi Amerika’ya suçluyu teslim almaya giderler. Bundan sonrası kolay gibi görünür ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İstanbul, New York, Bitlis üçgeninde geçen hikaye, yakın dönemin Türkiye’sini sorgularken, 11 Eylül sonrası Amerika ve dünyanın İslam ile olan paranoyasının altını çizecektir.

Yapım: 2010 ~ ABD,  Türkiye
Tür: Aksiyon, Casusluk, Dram, Macera, Polisiye, Politik                                                                                                                                                                                                                                                               

Alinti

Soner Sarıkabadayı – Sadem

Ekim 27, 2010 § Yorum bırakın

Ömur Ezanla Namaz Arasidir…

Eylül 26, 2010 § Yorum bırakın

Bir dede ile torunu arasında geçen,
ömrün ne kadar kısa olduğunu güzel bir dille
bizlere hatırlatan sıcacık bir hikaye.
Torunu, dedesine merakla soruyor:
‘Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?
 ‘Dede tatlı bir gülücükle:
  Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum.’ deyince torun:
‘Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?’ der.
 Dede: ‘Evet yavrum. ömür, namazsız ezanla,
Ezansız namaz arası kadardır.’ diye cevap verir.
Torun yeniden sorar:
‘Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden
 ne kastettiğini anlamadım dedeciğim.
Bu ne demek açıklar mısın?
‘ Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa:
 ‘Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu.
O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi?
Işte o ezanın namazı kılındı mı?
Kılınmadı.
O ezan ‘namazsız ezan’dı.
İnsan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur.
O da ‘Ezansız namaz’dır.
Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına.
Bak ey insan!
Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatını iyi değerlendir.
Boşa vakit harcama!
İkazını yapıyordu o ezan.
İşte yavrum :
ÖMüR, EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR.
Sakın boşa geçirme.
Ömrünü dolu dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma!
alinti…

Türkiye 3 – Belçika 2 !!!

Eylül 7, 2010 § Yorum bırakın

'A Milli Takımımız, 2012 Avrupa Şampiyonası Elemeleri A Grubu'ndaki ikinci maçında Belçika'yı 2-1 yendi. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda oynanan karşılaşmada gollerimizi 48. dakikada Hamit, 66. dakikada Semih ve 78. dakikada Arda kaydederken, Belçika'nın golleri 28 ve 69. dakikalarda Van Buyten'den geldi. Maçın 64. dakikasında Belçika'dan Kompany kırmızı kart görerek oyun dışında kaldı.'

Millilerden bayram hediyesi Euro 2012 Elemeleri A Grubu ikinci maçında Milli takımımız, Belçika ile karşı karşıya geldi. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynanan karşılaşmayı millilerimiz 3-2 kazandı. Karşılaşmada Milli takımımızın gollerini 48. dakikada Hamit Altıntop, 66. dakikada Semih ve 78. dakikada Arda keydederken Belçika’nın tek golünü 28. dakikada Van Buyten kaydetti. Özellikle fizik olarak bizden oldukça üstün olan Belçika’yı üç golle yenen Millilerimiz, Euro 2012 eleme karşılaşmalarında ikide iki yaparak sahadan 3 puanla ayrılmasını bildi. Şükrü Saracoğlu Stadı’nın tribünlerini dolduran binlerce taraftarımız maçın ardından büyük sevinç yaşadı. Belçika galibiyetinin ardından grupta 6 puana yükselen millilerimiz etkili bir futbolla üç puana üzanmasını bildi Euro 2012 elemeleri A Grubu’nda bulunan Millilerimiz üçüncü maçını 8 Ekim tarihinde deplasmanda Almanya ile oynayacak.

Spor’da Bügün

2012 Avrupa Kupasi : Eleme Maç tarihleri…

Eylül 3, 2010 § Yorum bırakın

A Grubu’nda mücadele eden Türkiye’nin maç programı şöyle;

2012 Avrupa Şampiyonası Grup Eleme Maçları A Grubu Fikstürü

03.09.2010 Kazakistan – Türkiye
07.09.2010 Türkiye – Belçika
08.10.2010 Almanya – Türkiye
12.10.2010 Azerbaycan – Türkiye
25.03.2011 Almanya – Kazakistan
29.03.2011 Türkiye – Avusturya
03.06.2011 Belçika – Türkiye
02.09.2011 Türkiye – Kazakistan
06.09.2011 Avusturya – Türkiye
07.10.2011 Türkiye – Almanya
11.10.2011 Türkiye – Azerbaycan

Hoşçakal demek istiyorum giderken.

Ağustos 29, 2010 § Yorum bırakın

“Hoşça kal” demek istiyorum giderken.
“Hoşça kal”da kocaman bir umut vardır çünkü.
“Sen hoş kal, ben geleceğim”dir aslında ardına gizlenen.
“Şöyle bir tur atıp geleceğimdir.
Bir kayboluş değildir “Hoşça kal”,
Aksine beş dakika sonra geleceğimdir ya da beş saat sonra.
Gelirken de tüm umutları çuvalla getirmektir.
Hayatın gülücüklerine ufak bir hüzün eklemektir,
Dudağın yarısına tebessümü saklayarak.
Nefes almanın biraz güçleştiğini hissetmek ama hiç durmayacağını bilmektir.
“Hoşça kal” ağlamaktır koparcasına, sarılmaktır karşındakine.
Çünkü bilinir ki geriye kesin dönüş vardır bir gün.
Aşk bitmemiştir yüreklerde, daha sıcacıktır.
O sıcaklık köz olsa da hiç bitmeyecektir.
Zira “Hoşça kal” denmiştir giderken.
Gözler birbirinden hiç ayrılmayacaktır, kalple işbirliği yaparcasına.
Kalp, adını her duyuşta fırlayacaktır yerinden.
Çünkü “Hoşça kal” denmiştir giderken.
Dünyanın bir ucunda bile olunsa o hep seninledir,
Nefesi hep boynunda, umudu hep seninledir.
Bazen bir köşe başında beklemektir,
Onun oradan sana koşacağını bilmektir.
Ağlarken güldürür.
Severken daha da sevdirir.
“Hoşça kal” kısa bir mola, küçük bir nazdır.
Ancak ne olursa olsun, sonu hep mutluluktur.

Elveda demek istemiyorum giderken.
Hüzün dolu ayrılıkları kemikleştiren bir kelimedir çünkü.
Sevdaları yürekten kopartıp atan ve yerinde yaralar bırakandır.
Çiçekleri soldurup, güneşi bile karartandır.
Tüm yaşanmışlıkları ortadan kaldırıp,
Hatıraların koynunda yıllandıran bir kelimedir, “Elveda”.
Bakışların bakışlara kenetlendiği günlerin,
Saatlerin hatta saniyelerin bittiğidir.
Sevgi sözcüklerinin tükendiğidir, konuşamamaktır.
Özlemlerin himayesine girip ve hiç çıkmamaktır “Elveda”.
Kalbin yerinden çıkacakmış gibi atmasının sonudur.
Seni yalnızlığınla baş başa bırakıp,
Dokunuşların hissini kaybetmesidir, uyuşmaktır “Elveda”.
Dünyanın sonudur, yaşarken ölmektir, anlamsızlıktır.
Tatlının acı, tuzlunun tuzsuz, suyun ise zehir olmasıdır.
Fotoğraflara son kez bakıp
hepsini göz kırpmadan yakabilmektir.
Bazen kalbin izin vermese de “Ah” etmektir “Elveda”.
Bazense verdiğin ömre bir yenisini eklemek için
RABBİNE dua etmektir.
Başını geriye çevirmek ve beyaz mendil sallamaktır,
gözlerde iki damla yaş ile birlikte.
Ya da ardına bakmamak ve gözlerinden damlaması gereken yaşları içine akıtıp hızla uzaklaşmaktır.
Bir an kendinle olan mücadeleni kaybedip yine ona koşmaktır,
Ancak uzakta kalmak ve
sadece seyretmektir, görebilmektir onu.

Beraber yaşadığın günleri büyük bir iştahla saymak yerine, artık tarihleri unutmaktır.
Hiç neşe barındırmaz içinde “Elveda”.
Sıcaklıktan uzaktır, sevgi katilidir, sinsidir.
Bir onur mücadelesidir, kıyasıya.
Kısacası, umudun bitmesi ve ömrün kalan kısmını uzatma olarak görmektir “Elveda”.

Bu yüzden, sırf bu yüzden
“Elveda” demek istemiyorum
sevgini yüreğimde taşıdığım için
Sadece “Hoşça kal” demek istiyorum..

Hoşçakal…

Alinti

O halde yüzün gülsün…

Ağustos 29, 2010 § Yorum bırakın

 

Ey burnu kanasa hemen kadere küsüp yüzünü ekşiten.
Gülden hiç ders almıyor musun?
Bütün yaprakları tek tek yolsan gül yine de gülmekten vazgeçmez.
Hale razı oluş şükürdür.
Gül de daimi bir şükür makamındadır.
Hem bilmez misin ki başına gelen sıkıntılar aslında daha büyük bir sıkıntıya set olur da başındaki belayı def ederler.
O halde yüzün gülsün..

Hz. Mevlana