Aşk Nedir?

Ocak 30, 2010 § Yorum bırakın

“İlk” te “son” bulmaktır!.. “Başlangıçta”, “bitmek”tir AŞK!.. Aşk nedir sizce?. Hiç tarifini yapmaya çalıştınız mı kendinizce…

Aşk o fırtınalı günde binip muhabbet kayığına çekebilmekti kürekleri tereddüt etmeden Hüda-i’ce. Sonra önünde serilmesiydi azgın dalgaların sakince…

Aşk Hz. İbrahim gibi, ateşe atılırken gelen meleklere, “Ateşi yandıran benim halimi biliyor deyip, sizden talebim yok” diyerek,Cânı gönülden teslim olmaktı Alemlerin Rabbine…

Aşk Hz. Yakup misali, kaybettiğinde biricik Yusuf’unu, Rabbine güvenip, rıza ile beklemekti sonunu… “Bana düşen sabrı cemildir” diyebilmekti büküp boynunu…

Ya da âşık Yunus Emre gibi “Hoştur bana Sen’den gelen” diyerek, ’tan gelecek herşeyi itirazsız kabul ederek “Kahrında hoş, lütfunda hoş” diyebilmekti..

Aşk sevdalanıp güzeller güzeline, bağlanmaktı gönülden Silip yürekten masivayı, değil dünyadan, ahiretten geçmekti.. Aşk silmekti kalpteki gururu, hasedi, kibiri, Diyebilmekti Yunusca, boşverdim herşeyi “bana seni, gerek seni!..”

Evet, evet… Aşk sizce neydi!?.. uçsuz bucaksız gökyüzünde kanat çırpmaktı aşk!.. Vahasız çöl yollarında deli divane gezmekti aşk!.. Herşeyden geçip, sevgilinin hüviyetine bürünmekti aşk!..

Ne de çok düşündük değil mi ya aşkın tarifini… “İlk” te “son” bulmaktır!.. “Başlangıçta”, “bitmek”tir AŞK!.. Aşk ne hüzün, ne sevinç, ne hülya… Aşk, sahili olmayan koca bir derya!…
Aşk ne Mecnun, Aşk ne Leyla… AŞK dediğin, yüce MEVLA!… Genç yaşta bana aşık olan, “Habibimdir” der u Teala!….

ALLAH’ın “Habibim” dediği kullarından olmak duasıyla…
Vesselam…

Şeyma Karadağ. Alinti

Acele Etmeli…

Ocak 21, 2010 § Yorum bırakın

Her şeyi düzeltebilirmişiz gibi geliyor değil mi? Bütün küslükleri bir gün bitirebilir, bütün gönülleri şak diye alabilir, bütün ertelenmiş dostlukları bir gün ”Hadi” deyip gerçekleştirebiliriz sanıyoruz değil mi? Nasılsa daha zaman var… Nasılsa daha bir ömür yaşayacağız… Nasılsa dünya küçük…

Nasılsa bir yerde karşılaşırız… Oluru varsa tesadüfler yaratır zaten öyle değil mi? Nedir ki acelemiz? Derken…
Ölüm giriverir araya. Bütün planları bozar… Barışmadan, dost olmadan gidiverir o… Baka kalırsın. Elinde bir sürü kelime.. Bir dakika dersin. Benim daha sahnem bile gelmedi, nereye?… Kalp kırdıysan bir özür bile dilemediğine yanarsın, kalbin kırıksa bir sitem edemediğine… Öyle kalırsın… ”Neden daha önce gidemedim ona da şu gönlümü al da dost olalım artık demedim” dersin. Birden fark edersinki.. Meğer o kadar zamanımız yokmuş. Meğer bir ömür daha yaşayamayacakmışız… Meğer yolun sonuna gelmişiz…
Ertelemek.. Ah ne feci birşey. Bu gün değil yarın.. Yarın değil öbür gün… Bu ay değil öbür ay… Sonraki bayram… Belki seneye… Doğru değilmiş. Yapmamak gerekirmiş… Bu gün bir kez daha öğrendim ki, biriyle dost olmak istiyorsan hemen olman gerekiyormuş… Acele etmek gerekiyormuş. Hiç vakit kaybetmemek gerekiyormuş…

Kalbini kıran özür dilemiyorsa dilemesin. Sen istiyorsan dostluğun devam etmesini, o zaman git ona… Konuş onunla… Zaman hızla akıp gidiyor.. Bir geri sayım var.. Kalan zamanı bizim görmediğimiz bir geri sayım… Tır tır akıyor…

Çok fazla işimize kaptırıyoruz kendimizi.. Çok fazla kendimize kaptırıyoruz kendimizi. Çok fazla elimizdeki mutluluklara kaptırıyoruz kendimizi.. Çok fazla endişemiz, korkumuz var… Çok fazla gururumuzun esiriyiz… Çok fazla gurur etrafında dönüyoruz… Çok fazla ”Asla” larımız, çok fazla ”Hiç” lerimiz ve çok fazla ”Katiyen” lerimiz var. Çok fazla tükürdüğümüzü yalayalım mı, yalamayalım mı hesabı yapıyoruz…
Çok fazla vazgeçiyoruz… Çok fazla düşünce okumaya çalışıyoruz… Çok fazla okuyamadığımız düşüncelerin yerine kuruntu kuruyoruz… Çok fazla sinirleniyor, çok fazla kin bağlıyoruz… Çok çok çok fazla.. Her şeyden çok fazlamız var… Safrayı o kadar basmışız ki gemi hiç hareket etmiyor artık… Gidemiyor… Duruyor öyle orta yerde..Yalan hepsi yalan bunların… Ölüm var işte..
O yüzden…
Acele etmeli…
Ölüm var..
Yakında veya uzakta…
Ama var işte..

…alıntı…

” Ölümün bile güzeli vardı”

Ekim 28, 2009 § Yorum bırakın

Hayatın merdivenleri yüksek ve dardı çoğu zaman Kendinizi her salışınızda biraz daha aşağı iner Ve dibe hızla yaklaşırdınız İnmek, çıkmaktan daha kolay olurdu Tıpkı yaşlanmanın genç kalmaktan daha kolay olduğu gibi Belkide hayat merdiven inmekten ve mevdiven çıkmaktan ibaretti Bir yaşa kadar Büyük bir yaşam savaşıyla çıktığımız merdivenler Bir yaştan sonra iniş oluverir Ve sizi ömrün bittiği yere yönlendirirdi Bir sürü sorun çıkardı hayatın son basamaklarında Hastalık, dert, tasa hepsi bir olup üstünüze çöker Ve ağır işiten kulaklarınızda çınlayan tek şey Aheste bir kemancının çaldığı sultaniyegah sirto olurdu Sonu yaklaştıkça insan sözün doğruluğuna inanırdı ” Ölümün bile güzeli vardı” Ecel geldiğinde sorsa deseki Ölümlerden ölüm beğen kendine Ve seçme şanşımız olsa ne isterdik acaba Vakit dardı ve aslında ölümün bile güzeli vardı Son nefeste yanında olmak isteğimiz Belki ana , belki evlat ,belkide yardı Daha yapacağım çok şey vardı belki yarın Ama her şey buraya kadardı Ve ölüm denilen şey deli gönüle dardı Seçme şansımız olsa seçerdik elbet ” Çünkü ölümün bile güzeli vardı” Son basamaklarıydı bunlar artık hayatın Aynaya her bakışta bir yaş daha yaşlanırdım Azraille pazarlık zordu Deli gençliğin hayali gözlerimin önünde dururdu Ve ağır işiten kulaklarımda çınlayan tek şey Aheste bir kemancının çaldığı Sultaniyegah sirto olurdu… UĞUR ARSLAN

Unutmayın ki;Her Abdest Bir Yemindir!!!

Ekim 7, 2009 § 1 Yorum

Unutmayin kİ; Her Abdest Bir Yemindir Aslinda
Bu Eller Bİr Daha Harama Günaha Uzanmayacak!
Bu Ağız Harama Açılmayacak!
Bu dil Bİr Daha kötüyü Söylemeyecek,İftİra Etmeyecek, Yalan Söylemeyecek,dedİkodu Yapmayacak!
Bu Burun Denİ Arzularin PeŞİnde KoŞmayacak!
Bu Kollar Harama Sarilmayacak!
Bu Gözler Harama Bakmayacak!
Bu Beyin KötüyüPlanlamayacak!
Bu Kulaklar Harami Duymayacak!
Bu Ayaklar Harama Adim Atmayacak!
Söz Verİyorum ALLAHim!
Evet itiraf Edİyorum Bunlari Yaptim,affet!
Temİzle, Arit Benİ, Sen Temİzlemezsen Ben Temİzlenemem!
Bana Yardim Et, Benİ Temİzle , Benİ Arit!
Her Abdest Bu Anlama Gelir Ya Da GelmelİFarkindamiyiz?
Abdestmi Aliyoruz?
Yoksa El Yüzmü Yikiyoruz?
Abdest Ruhumuzda Beynimizde Böyle Algilaniyormu? Yankilaniyormu?
Eğer Abdest Böyle Alinmişsa Uzakta Değill Hemen Evinizin Önünde, Çok Yakininizda,hatta Evinizin İçindeİstediğinizde Hemen Bulabİleceğiniz Aritici, Temİzleyİcİ, Durulayici Bİr Nehİr Bulursunuz
Böyle Bir Nehirde GÜnde 5 Kez Yikananda kirden, Günahtan Eser Kalir mi?

alinti

”Mutsuzluk Sendromu”Sebebi; Şükürsüzlük!…

Ekim 5, 2009 § Yorum bırakın

Şükretmeden yaşıyoruz. Ya da gerçek şükürle tanışmadığımız için; nimetler artmıyor. “Nimetler şükürle artar” Evet ama, nimetler sayısal olarak artarken, alınan haz duygusal olarak azalıyor.
Pazar sabahları 53 çeşit “Sunday Branch” ile Pazar kahvaltısı yapan aile, milletin içinde çocuğu haşlıyor;
-“Ye zıkkım olasıca. Neyin eksik? Niye yemiyorsun? Oğlum yesene. Beni deli etmesene. Allah cezanı vermesin. Yemeğini bitirsene…”
Aile farkında değil, çocukları onca nimet arasında, nimetlerin tadından mahrumken, yemeğin farkına nasıl varsın. Dolayısı ile ilk önce nimetlerin farkına varmak gerek.
Filmi başından alalım.
*Ailecek, arabalarına binip, lüks bir otelin cafesinde Pazar Kahvaltısına gidiyorlar.
*Bir kere; Pazar günü hayattasın.
*Ailenle birliktesin.
*Evden çıkıyorsun, kendi isteğinle. Yani ev sahibi kirayı ödemediniz diye sizi kapı dışarı edip evden atmıyor.
*Arabanız var.
*Arabaya binecek ayakların var.
*Lüks bir otele gidecek paran var.
*Gittiğin yerde önüne serilen 53 çeşit kahvaltılığı görecek gözün var.
*O mis gibi, sıcacık ekmeğin kokusunu alabilen burnun var.
*O reçeli ekmeğe sürebilecek ellerin var.
*Şeker hastası değilsin. Reçel yiyebiliyorsun.
*Hastanede yoğun bakım ünitesinde cihazlara bağlı bir hayatın yok.
*Hapishanede tutuklu da değilsin, özgürsün.
*Annen ölmüş; öksüz, baban ölmüş; yetim değilsin.
*Annen ve baban çocuk sahibi olmayan, çocuk hasreti ile yanıp ama çocukları olmadığı için, içleri hep buruk kalan bir aile de değil.
*Türkiye’de yaşıyorsun. Irak’ta, Filistin’de, Afrika’da değilsin. Bir devletin var. Bağımsız ve özgür. Kaos ortamında değilsin.
*Otele giderken, yolunu kesen eşkiya yok.
*Otelde (en azından) Irak’taki gibi her gün patlayan onlarca bombanın birisinin patlama riski yok. Rahatsın.
*Baban işini kaybetmemiş, işi var ve kazancı iyi.
*Annen babandan boşanmamış, ufak tefek sorunlar elbette olabilir ama mutlu bir ailen var.
*Annen baban seni Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kapısına bırakmamış.
*Dışarıda hava güzel. Sibirya’da yaşamıyorsun. Dondurucu bir soğuk da yok. Ya da çöllerin ortasındaki kıl bir çadırda değilsin.
*Küresel ısınma elbette büyük bir tehdit ama hala masada hem de birkaç bardak su var, çayın – kahvenin yanında.
*Anne ve babanla, çöpten ekmek toplayan bir aile değilsin.
*Kılık kıyafetlerinle kabul gördüğün kesin, seni içeri aldıklarına göre. Hırpani kılıklı, köprü altı tinercisi değilsin. Ailen de değil.
*İtibarlı bir ailedesin. İtibarın var.
*Sizi kovmadıklarına göre, cebinizde yiyeceğiniz yemeklerin parası da hazır.
*Masada, birbirinizin yüzüne sevgiyle bakacak kadar güzelsiniz. Yüzü yanmış masum ve garip hasta çocuk değilsin sen. Ki kaldı ki yüzü yanık ya da yara izli nice insan, diğerlerine nazaran daha şükürlü ve sevgi, dolu yaşıyor hayatı. *Annesi yüzüne bakarken korkan bir çocuk değilsin. Ve senin annen de yüzüne bakılmayacak bir insan değil. Biyolojik ve fiziksel olarak bakınca iğrenilecek bir yanık yüz yok. Babanda da yok, öyle bir yüz.
*İnsan içine çıkmanı engelleyen bir rahatsızlığın da yok.
*İnsanların senden rahatsız oldukları da yok.
*Masada iştahını kaçırtan bir sebep de yok ortada.
Peki evladım niçin yemiyorsun, o güzeller güzeli nimetleri?
Yedi milyar dünya insanından en azından altı milyarına nasip olmayan o nimetleri, niçin yemiyorsun?
İştahını kesen şey ne?
“Şükürsüzüm abi. Annemle babam bebeklikten bu yana, bana şükrü hiç anlatmadılar, biliyor musun”? (Küçük Emrah modunda olacak _)
İşte bu iştahsızlık, şükürsüzlük iştahsızlığıdır dostlar.
Ve şükürsüzlük iştahsızlığı, iştah şurubu ile gelmez.
Onun için daha başka, bambaşka bir şeyler yapılması gerek.
Hepimizin yapamadığı, es geçtiği, ihmal etiği bir şey.
Çocuklarımız gözlerimizin önünde eriyip gidiyor.
Kişilik olarak eriyip gidiyorlar. Bedensel, zihinsel, fiziksel ve ruhsal olarak eriyip gidiyorlar.
İştahları kesilince; iştah şurubu,
Zayıflayınca; kuvvet mucunu,
Canları sıkılınca; anti depresanla çocuk büyütüyoruz.
Bir şükürsüzlük yolundayız ki Dostlar sormayın gitsin.
Ne başı belli, ne sonu. Şükredemeden değil, şükrü düşünemeden yaşayıp, gidiyoruz şu garip Dünya’dan.
Peki ne yapacağız?
Nasıl çıkacağız içinden bu şükürsüzlük sendromunun?
Ki o şükürsüzlük sendromu değil midir, mutsuzluk sendromunu doğuran?
Doğru ya; kaç anne baba var, en yeni, en iyi, en pahalı oyuncakları almasına rağmen, çocuklarının gözünde o hasret kaldığımız mutluluk ışıltısını görebilen? Sahi kaç anne baba?
alıntı

Bazen Ölmek Ister Ya Insan…

Ağustos 18, 2009 § Yorum bırakın

 

Hani insan bunalır ya,öyle daralır öyle daralır ki ne yapacağını ne edeceğini bilmeden atar kendini sokaklara. yüreğinin içi öyle yanar ki,derdini anlatacak kimse bulamaz, anlatsada anlayacak olmaz. yalnız kalmak ister sadece,yapayalnız,ıssız bir şekilde olmak ister.hiç bir insanın olmadığı,hiçbir kimsenin bulunmadığı dağlara,ovalara,adalara gitmek ister… zevk alamaz olur hayattan,güvendikleride terk eder, sevdikleride,başbaşa bırakırlar hayelleriyle, ne bir umud olurlar yarına dair, nede bir çare bulurlar çilesine insanın. artık tek çare kalmıştır geriye,tek çözüm kalmıştır herşeyden arta kalan,sadece tek bir çözüm…

ölmek…

ölüp kurtulmak ister bu hayatttan, çekip gitmek ister artık bunaldığı insanların arasından. yanan içini,kavrulan yüreğini, ölüm denilen suyla söndürmek ister,kana kana içmek ister bu sudan, doyasıya,ölesiye içmek ister…

ve gün gelir çıkar bir dağın en yüksek yamacına,çıkar ki en yükseğe son kez bakmak ister siyah yüzlü insanların kendini paraladığı şu hayata, ölüme ramak kala olduğu bu anda bir başka gözükür bu insanlar,bambaşka gözükür ölüm gözüyle…

bir çığlık,bir haykırış koparmak ister dağın yüksek yamacından,feryad edercesine bağırmak,sesini duyurmak ister geride bıraktığı insanlara. dağları bile sesinden titreterek, gökkubbeyi delip geçen bir haykırışla “ÖLÜM VAR,ÖLÜÜÜMMM”diye sonbir kez haykırmak ister ölümü düşünmeyen insanlara…

 ama düşünürki bağırsa ne olacak,haykırsa ne çıkacak,feryad etse ne yazacak…hergün, her saat,her dakika bağırmıyorlar mı ki kabirlerinden ölümü hesaba katmadan giden milyonlarca insan…

artık vakit gelmiştir der kendi kendine, şimdi gitme zamanı diye söyler yüreğine. bırak beni öleyim yüreğim der yüreğine,bırak ne olursun… ve dağın en yüksek yamacına çıkar,gözlerini kapatır,son bir kez soluk alır,ve havasını yüreğine çeker son bir kez bu zulüm kokan hayatın,dudaklarından bir şehadet nağmesi dökülür ve bırakmak ister kendini ölümün dipsiz kuyusuna…

ama,ama ortalığı bir haşyet kaplar,kararır her taraf,rüzgar esmez olur bu haşyetten,güneş solar,zaman durur sanki… …………………………………

Andolsun biz sizi biraz korku ,açlık ve bir parça mallardan,canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz.Sabır göstrenleri müjdele(BAKARA/155)

…alıntı…

Bereket Ayi Ramazan Ayi Geldi…

Şubat 6, 2009 § Yorum bırakın

Where Am I?

You are currently browsing the Hadisler category at Hayatyolcusu.