Ey oruç, tut beni…

Ağustos 9, 2010 § Yorum bırakın

Hoş geldin ey suskun sevgilim;
Tut sözünü; sus. Mühürle dudağımı, sesimi tut, lâl eyle çığlıklarımı. Nahoş avazların uçurumlarından çek dilimi. Yalanların kuyularından çekip çıkar nefeslerimi. Göklü söz ağaçlarının bengisuyuna kat hecelerimi.

Hoş geldin ey yüzü gamzelim;
B/akışının menzilinde tut gözlerimi. Tir-i müjgan dokunuşlarınla delik deşik et kibrimi. Gör(e)meyip de seni, göster(e)meyip de yanımda yöremde, görür gibi huzurunda tut çaresiz yetimliğimi.

Hoş geldin ay yüzlüm benim;
Tut saçlarımın kakülünden, kaldır yüzümü yerden. Utancımı tebessümünün kıvrımlarına dola, yut. Pişmanlığımı gül yanağının yamaçlarına sar, uyut. Dağıt neşemin saçlarını, hüznün tenine yasla umarsızlığımı. ..

Hoş geldin ey hesapsız sevincim;
Tut elimi. Avuçlarında tut uzanamadığım uçurum çiçeklerimi. Geri ver uzak dal uçlarına terk ettiğim huzur meyvelerimi. Tut Ferhad’ımın elinden, şirin vuslatların köyüne taşı yüreğimi. Tut Züleyha’mın elini, önü/ardı yırtık gömleklerin kuyusuna zindanına düşürme nefsimi.

Hoş geldin ey ruh ikizim;
Tut, ardında tutulduğum aynalara tut yüzümü… Tut ki aynalarda avuntu bulamayan, bakışlarında kendini tanımayan, özlediğinde kendine varamayan, yüzünü yakmış bir hastayım. Gözbebeğinde tut beni. Ayıplamadan, tiksinmeden bakışının ışığından yüz ver bana. Tut ki resimli el ilanları asılmış bir kayıp çocuğum; duvar diplerine asılı umarsız bakışların kovduğu bir lüzumsuzum. Tut kolumdan, ardın sıra sürükle, yuvama götür. Tut ki mürekkebin hiç hatırını sormadığı yırtık bir kâğıt, kalemin hiç içmeyeceği unutulmuş bir sözüm. Aklında tut beni; diline dola, dudağına değdir, cümlede kullan, tut bir şiire kafiye eyle beni. Tut ki üzerindeki rakamları ciddiye alınmayan kalp parayım. Elinde tut, say beni, inci mercana sat beni. Işığa tut yüzümü; sahih kıl beni.

Hoş geldin ey son tesellim;
Göz yaşımı yanağında tut, taç yapraklarına taşı ağlayışımı. Şehvetin kirinden sıyır, tenin tozundan ayıkla kalbimi.

Hoş geldin ey kalbimin göğü;
Tut kanatlarımdan, rahmete yapıştır teleklerimi, yücelere yükselt bedenimi. Yağmurları tut sakla hüznümün bulutlarında.

Hoş geldin ey bin bahar neşesi;
Tut elimden sımsıcak, karanfillerin kûyuna götür beni, güllerin suyuna kat demimi, demkeş eyle gönlünün pervazına kalbimi.

Hoş geldin ey ışıltılı libasım;
Tut yakamdan, giy beni, giyindir beni, ört bencilliğimi, üşümeye terk etme bendeni. Omuzlarıma sarıl şal gibi, rızana razı eyle beni.

Hoş geldin ey kan davalım;
Tut (i)ki yakamdan, tutukla beni, yetimlerin yüzüne çalıp pare pare eyle cimriliğimi. Bağla ayağımı yokluklara gitmekten. Bileklerimi kelepçele, yasakla ellerime biriktirmeyi..

Hoş geldin ey açlığım;
Tut ve at sahte doymuşluklarımı, teni üzerimden sıyırıp ruhun semâsına savur beni. Çıplak bırak cümle duyarsızlıklardan. Yırt at yüreğimdeki yalancı tesellileri.

Hoş geldin ey sırdaşım;
Tut beni, sobele. Saklandığım yerde bul beni. Şehrayinlere kat. Gizlice kaçır evden. Mahyaların ışığına kat gözlerimi. Kan/dillerin fısıltılarını lerzan gönüllere karıştır. Kanlıyı hunrîz ile barıştır ki ihanetler yatışsın, nefretler sönsün, yalnızlıklar sussun..

Hoş geldin ey gam telim;
Tut getir o mahur besteleri. Notaların ahengine böl kırgınlıklarımı. Şarkı eyle, ezberinde tut kırık sözlerimi. Mızrabının ucunda titretiver yüreğimi, aşka sürgün et kelimelerimi, göklü salkımından emzir kuşluk vaktimin ümitlerini.

Hoş geldin ey güz yağmurum;
Sağanağına tut bu çorak gönlü. Seline kat yangınlarımı. Damla damla denize at kanayan yanlarımı. İçimde uyuyan tohumları uyandır, baharlara taşı/r yüreğimi. Hüznümün sarı yapraklarını toprağa kat.

Hoş geldin ey orucum;
Acıktım sana; sofrana oturt beni.
Acıttım içimi; göğsünde avut beni.
Aktım sana; damla damla yut beni.
Aldandım sahte ışıklara; beşiğinde uyut beni.
Ağular içtim bal kâselerinden; döşeğinde sağalt beni.
Azaldım nisyanlar içinde; gözlerinde çoğalt beni.
Ağına düştüm isyanların; tut elimi, doğrult beni.
Ağzına düştüm yalanların; tut dilimi, doğruda tut beni.
Ayartısına kandım anlık sevdaların; tut gözlerimi, körelt beni.
Arı duru kalamadım, bulandım; el üstünde tut pişmanlıklarımı, durult beni.
Tut beni.

alinti

Başka Olur Gurbette Ramazan !

Ağustos 5, 2010 § 2 Yorum

Başka Olur Gurbette Ramazan !

Gene de yaşarsın hissederek.
Vatanındaki gibi olmasa da on iki ayin Sultanını karsılarsın büyük bir sevinç ve özlemle.

Başka olur gurbet elde Ramazan’lar! Duyamazsın Ezan-i Muhammediyi, açamazsın orucunu iftar topuyla. Sokağında, çarşısında, iftar telası yoktur. Oruçludan başka kimse bilmez, Ramazan olduğunu kimse hissetmez. Gene de yasarsın buruk heyecanla Ramazanı. Bilirsin burada bire bin alacağını. Vatanımızdaki Ramazan coşkusunu evinize taşır, uydudan seyrettiğiniz TV kanalları ile bir an orda yasar, orda hissedersin kendini imrenerek seyredersin.

Başka olur yad ellerde Ramazan”lar! Belki bir fabrikada belki de okulunda acarsın orucunu kendi başına ve dersin içinden.”Yalnız değilim bütün İslam alemi benimle.” Kulakların pas tutar; duyamazsın burada Selimiye’den, Ulu Camii’den, Kocatepe’den ve Süleymaniye’den Ezan sesleri. Saate bakarak acarsın orucunu ve kılarsın namazlarını, saate bakarak gidersin gurbetçilerin alın teriyle yaptırdıkları kimi çiçekçiden bozma kimi evden kimi dükkandan camilere, doldurursun safları Teravih Namazı için din kardeşlerinle ve yakarırsın Alemlerin Rabbine: “Ya Rabbi bize hayırlı Ramazanlar ve hayırlı Bayramlar nasip et diye. Duana katarsın dünyanın her kösesinde zulüm gören halklari, Pakistan depreminin yaralarının sarılması için kaldırırsın ellerini semaya istersin Rahman ve Rahim olandan.

Başka olur burdaki Ramazan’lar! Bir avuçta olsa oruç tutanlar gene de iftar davetleri renk katar. İste o zaman biraz daha hissedersin toplu iftarlarda Ramazanı. Bazen çağırırsın Avrupalı komşunu iftarına, ona da anlatırsın Ramazanı ve orucu, yasar ve yaşatırsın Ramazanı. Günler geçtikçe bir telaş sarar insani. Bayram hazırlığı baslar (yalnızca) evlerde.

Başka olur yurt disindaki da bayramlar! Bir gün de olsa bayram izni için çalarsın fabrikadaki şefin, okuldaki müdürün kapısını. Alabilirsen izini işte o zaman bayram olur sana. Çoluk çocuğunla eşin ve dostunla girersin Bayrama. Vatanındaki ana babanı ve akrabalarını ararsın peş peşe. Bayram sevincini paylaşırsın binlerce kilometre uzaktan.

Gurbet elde başka olur Bayramlar!
Buruk geçse de dua edersin
Rabbine kavuştur bizi başka bayramlara diye…
alinti

Where Am I?

You are currently browsing the Ramazan-i Serîf category at Hayatyolcusu.