Soner Sarıkabadayı – Sadem

Ekim 27, 2010 § Yorum bırakın

Reklamlar

Ömur Ezanla Namaz Arasidir…

Eylül 26, 2010 § Yorum bırakın

Bir dede ile torunu arasında geçen,
ömrün ne kadar kısa olduğunu güzel bir dille
bizlere hatırlatan sıcacık bir hikaye.
Torunu, dedesine merakla soruyor:
‘Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?
 ‘Dede tatlı bir gülücükle:
  Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum.’ deyince torun:
‘Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?’ der.
 Dede: ‘Evet yavrum. ömür, namazsız ezanla,
Ezansız namaz arası kadardır.’ diye cevap verir.
Torun yeniden sorar:
‘Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden
 ne kastettiğini anlamadım dedeciğim.
Bu ne demek açıklar mısın?
‘ Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa:
 ‘Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu.
O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi?
Işte o ezanın namazı kılındı mı?
Kılınmadı.
O ezan ‘namazsız ezan’dı.
İnsan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur.
O da ‘Ezansız namaz’dır.
Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına.
Bak ey insan!
Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatını iyi değerlendir.
Boşa vakit harcama!
İkazını yapıyordu o ezan.
İşte yavrum :
ÖMüR, EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR.
Sakın boşa geçirme.
Ömrünü dolu dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma!
alinti…

Hoşçakal demek istiyorum giderken.

Ağustos 29, 2010 § Yorum bırakın

“Hoşça kal” demek istiyorum giderken.
“Hoşça kal”da kocaman bir umut vardır çünkü.
“Sen hoş kal, ben geleceğim”dir aslında ardına gizlenen.
“Şöyle bir tur atıp geleceğimdir.
Bir kayboluş değildir “Hoşça kal”,
Aksine beş dakika sonra geleceğimdir ya da beş saat sonra.
Gelirken de tüm umutları çuvalla getirmektir.
Hayatın gülücüklerine ufak bir hüzün eklemektir,
Dudağın yarısına tebessümü saklayarak.
Nefes almanın biraz güçleştiğini hissetmek ama hiç durmayacağını bilmektir.
“Hoşça kal” ağlamaktır koparcasına, sarılmaktır karşındakine.
Çünkü bilinir ki geriye kesin dönüş vardır bir gün.
Aşk bitmemiştir yüreklerde, daha sıcacıktır.
O sıcaklık köz olsa da hiç bitmeyecektir.
Zira “Hoşça kal” denmiştir giderken.
Gözler birbirinden hiç ayrılmayacaktır, kalple işbirliği yaparcasına.
Kalp, adını her duyuşta fırlayacaktır yerinden.
Çünkü “Hoşça kal” denmiştir giderken.
Dünyanın bir ucunda bile olunsa o hep seninledir,
Nefesi hep boynunda, umudu hep seninledir.
Bazen bir köşe başında beklemektir,
Onun oradan sana koşacağını bilmektir.
Ağlarken güldürür.
Severken daha da sevdirir.
“Hoşça kal” kısa bir mola, küçük bir nazdır.
Ancak ne olursa olsun, sonu hep mutluluktur.

Elveda demek istemiyorum giderken.
Hüzün dolu ayrılıkları kemikleştiren bir kelimedir çünkü.
Sevdaları yürekten kopartıp atan ve yerinde yaralar bırakandır.
Çiçekleri soldurup, güneşi bile karartandır.
Tüm yaşanmışlıkları ortadan kaldırıp,
Hatıraların koynunda yıllandıran bir kelimedir, “Elveda”.
Bakışların bakışlara kenetlendiği günlerin,
Saatlerin hatta saniyelerin bittiğidir.
Sevgi sözcüklerinin tükendiğidir, konuşamamaktır.
Özlemlerin himayesine girip ve hiç çıkmamaktır “Elveda”.
Kalbin yerinden çıkacakmış gibi atmasının sonudur.
Seni yalnızlığınla baş başa bırakıp,
Dokunuşların hissini kaybetmesidir, uyuşmaktır “Elveda”.
Dünyanın sonudur, yaşarken ölmektir, anlamsızlıktır.
Tatlının acı, tuzlunun tuzsuz, suyun ise zehir olmasıdır.
Fotoğraflara son kez bakıp
hepsini göz kırpmadan yakabilmektir.
Bazen kalbin izin vermese de “Ah” etmektir “Elveda”.
Bazense verdiğin ömre bir yenisini eklemek için
RABBİNE dua etmektir.
Başını geriye çevirmek ve beyaz mendil sallamaktır,
gözlerde iki damla yaş ile birlikte.
Ya da ardına bakmamak ve gözlerinden damlaması gereken yaşları içine akıtıp hızla uzaklaşmaktır.
Bir an kendinle olan mücadeleni kaybedip yine ona koşmaktır,
Ancak uzakta kalmak ve
sadece seyretmektir, görebilmektir onu.

Beraber yaşadığın günleri büyük bir iştahla saymak yerine, artık tarihleri unutmaktır.
Hiç neşe barındırmaz içinde “Elveda”.
Sıcaklıktan uzaktır, sevgi katilidir, sinsidir.
Bir onur mücadelesidir, kıyasıya.
Kısacası, umudun bitmesi ve ömrün kalan kısmını uzatma olarak görmektir “Elveda”.

Bu yüzden, sırf bu yüzden
“Elveda” demek istemiyorum
sevgini yüreğimde taşıdığım için
Sadece “Hoşça kal” demek istiyorum..

Hoşçakal…

Alinti

O halde yüzün gülsün…

Ağustos 29, 2010 § Yorum bırakın

 

Ey burnu kanasa hemen kadere küsüp yüzünü ekşiten.
Gülden hiç ders almıyor musun?
Bütün yaprakları tek tek yolsan gül yine de gülmekten vazgeçmez.
Hale razı oluş şükürdür.
Gül de daimi bir şükür makamındadır.
Hem bilmez misin ki başına gelen sıkıntılar aslında daha büyük bir sıkıntıya set olur da başındaki belayı def ederler.
O halde yüzün gülsün..

Hz. Mevlana

Bir Bardak Çay Gibi Ömür…

Ağustos 29, 2010 § Yorum bırakın

Bir Bardak Çay Gibi Ömür…
Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum…

Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…
Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda…

Göz, Dil Ve Gönül…
Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor Ama Gönül’e Hâkimiyet Daha Güç…
Gönlü Sakınmak Lazım; Kin Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan…
Tereddütte Kalmamak, Ne İstediğini Bilmek Veyahut Neyi İsteyeceğimizi Bilmek…
Küstahlığa Düşmek Korkusu Da Var Tabi

İnsanın İçinde Davaya, Hayata Ve İlme Karşı…
Övünmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın Küfre, Cisme Ve An’a Karşı…
Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor,
İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun… Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok…
Karanlıkta Kaybolan Gölge Misali Silinmiş Hayattan,

Ayrılmak Zor Ama Sonu Bilmek Daha Zor… Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi,
Tek Atımlık Kurşunu Kalmış Kovboy Gibi, Ölümün Soğukluğunu Hisseden Gladyatör Gibi,

Hızlı Adımlarla Çıkan Ve
Yine Hızlı Adımlarla Düşen Başarısızlıktan Korkan, Başarınca Başarısızlığı Unutan, Başarısız Bir Başarılı Gibi…
Ben Mutluluk Sınırlarını Aşıyorum… Asım’ın Nesliyiz Acıların İçinde…

Acılarımı Anıyorum Devamlı Günbegün…
Dost Görünen Düşmanlar, Düşman Olan Dostlar İle…
Aklımın Duru Olması Zihnimi Karmakarışık Yapıyor, Her Bölgesi Neden Ve Niçinler İle Dolu… Toprakta Çürüyen Beden Ve Saç,
Yoldaş Olan Kefenle Nefis, Peşime Düşen Sessiz Gölgeler…
Karanlık Sokaklarda Sessiz Ve Çaresiz Şikâyetname Hazırlamaktalar Hakkımda…

Öldü Dersiniz…
Ölümü Hak Edecek Yeterlilikte De Değilim Ama Medet Bekleyecek Tek Bir Kabı, Felaha Çıkacak Bir Yol Vardır Belki…
Rengârenk Hayatın Renksiz Yaşamı Sonsuz Zamanın Ruhsuz Ecdadı Yaşanmış An’ın Yaşanmamış Saati Susuz Bahçenin Solmuş Gülü…

Hayatın Acımasızlığı İle Ruhum Tevafuklar İle Ayakta…
Gül Yüzlülerin Hayranlığı Var Sana… Bunu Düşün Sükût Et… Et Ki En Azından Adam Bilinesin Sükûtsuzlar Arasında…
Arkadaşlık, Dostluk Önemlidir …

Değerini Bilmek Gerekir Sırrını Paylaşabileceğin, Derdini Anlatabileceğin,
Üzüntünü Dile Getirebileceğin, Sevincini Haykırabileceğin Bir Kişinin Çevrende Olması İnsana Hem Güven Hem De Mutluluk Verir Sende Taşın Altına Elini Koyacaksın Ama Her Şeyi Başkasından Beklememelisin…

Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin Ama Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek…
Yok, Öyle Yağma…

Kalbini Açık Tutacaksın Hayata…
Kalbin Kör Olursa Gözler Görür Mü Ki Hiç…
Gözü Kör, Kalbi Kör, Yaramaz Bir Beden…
Palyaçolara Özendim… Yüzüm Sırıtırken İçime Kan Akıtıyorum…

Metafizik Âlemde Takılıyor, Patlamaya Hazır Bombaya Dönüşüyorum…
Saniyeler Var Patlamaya… İyiler Arasında Kötülük Yüklü Bir Bombayım…

Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına… İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar…
Kötülük Olmasaydı İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük…
Bir Bardak Çay Gibi Ömür…

Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum…
Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar

Alinti

Sana Kalbimi Getirdim…

Ağustos 28, 2010 § Yorum bırakın

Sana Kalbimi Getirdim
Gecelerden sabahlara,
Karanlıklardan güneşlere doğru açılan
Yüreklerimizin perde aralıklarından süzülen,
Nur katreleriyle geldim kapına!

Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren,
Sana kalbimi getirdim.
Ey kalpleri nuruyla sarıp okşayan!
Onulmaz günah yaraları ile
Kan revan kalbim avuçlarımda,
Kapına geldim.

“Selam olsun ömür seccadesini gönül dergahına serenlere”
Diyebilmeyi ne çok isterdim,
Biliyorum ne yüzüm var ,ne de hakkım.

Öğrendim ki dua, aşığın maşuğuna bir haber salmasıdır;
Bekleyiştir, iştiyakla, korkuyla, ümitle bekleyiştir.
Önünde bütün ruhumla secde edebilseydim.

VE O PİŞMANLIKLA
AFFET BİZİ RABBİM DİYEBİLSEYDİM.
GECENİN BU VAKTİN DE.
alıntı…

Tutukla Beni Rabbim…

Haziran 24, 2010 § Yorum bırakın

Tutukla beni rabbim,
Umuttan boşanıp boynumu büktüğüm yerdeyim
Kekremsi tatlar duyarım zihnimin sokaklarında
Küllenmiş sancıları hala çekerim dimağımda.
Acının beşiğinden kucaklarım şefkati,
Eylülün ayazına rağmen bağrım ateşler yanar,
Aşka dair, kelama dair, sükûta dair…
Tutukla beni rabbim,
Avuçlarımdaki nedamet tohumlarını saçmadan yüreğime,
Kaçtığım her yönü sana getir,
Adımlarıma rağmen durayım katında.
Yorgun bakışların mezarı şimdi alın yazım
Metruk sevdaların toprağından beslenirken canım,
Tutukla beni rabbim; tek sana olsun esaretim.
Tutukla beni rabbim,
Can korkusu sarmışken zamanı,
Koyup gideyim avucuma sığdırdığım hayatı.
Vurgun yediğim ana ithafen öleyim yeniden,
Söylemeden aşk’ın sırrını,
Anlatamadan acının sabra dokunan tarafını.
Tutukla beni rabbim
Mahşer kadar yalnızlık kokarken içim
Yas tutsun ardımdan pervaneler.
A’rafın suskun yolcuları sürsün ayak izlerimi
Dualar dokunsun nefesime bir bir.
Tut ve kaldır beni rabbim,
Ayaklarımın sürçtüğü o vakti sileyim zihnimden
Sehven acının önünde diz çökmüşüm.
Tut ve kaldır beni rabbim,
Artık huzurunda kalayım
Kaygan zeminlere rağmen şöyle dimdik.
Yardımınla, yâr’lığınla….
nokta!

Where Am I?

You are currently browsing the Siirler category at Hayatyolcusu.